15 Ekim 2014 Çarşamba

Tarihi Gerçekler


Bir dahaki sefer ellerinizi yikarken, suyun sicakligi tam istediginiz gibi degilse, eskiden Ingilterede bu işlerin nasil yapildigini düşünün. 1500lerde ingilterede işler şöyle yapiliyordu:
İnsanlarin çogu Haziranda evleniyordu Çünkü senelik banyolarini Mayis ayinda yapiyorlar, Haziranda  hala çok kötü kokmuyorlardi. Ama yine de kokmaya başladiklari için gelinler vücutlarindan çikan kokuyu bastirmak amaciyla ellerinde bir buket çiçek taşiyordu. Banyolar içi sicak suyla doldurulmuş büyük bir fiçidan meydana geliyordu. Evin erkegi temiz suyla yikanma imtiyazina sahipti. Ondan sonra ogullari ve diger erkekler, daha sonra kadinlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler ayni suda yikaniyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. Ingilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebegi de atmayin? (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatilari üst üste yigilmiş kamiştan yapiliyor, kamişlarin altinda tahta bulunmuyordu. Burasi hayvanlarin isinabilecekleri tek yer oldugu için bütün kediler, köpekler ve diger küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatida yaşiyordu. Yagmur yagdigi zaman çati kayganlaşiyor ve bazen hayvanlar  kayarak çatidan aşagi düşüyordu. ingilizcedeki kedi-köpek yagiyor? (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukaridan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yataklarin içine düşmesi büyük bir sikinti oluşturuyordu. Etrafinda yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan ingiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.
Zemin toprakti. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapilmişti. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çikmiştir.

Zenginlerin ahşaptan yapilmiş zeminleri vardi. Bunlar kişin islandigi zaman kayganlaşiyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardi. Kiş boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapi açilinca saman dişariya taşiyordu. Buna mani olmak üzere kapinin altina bir  tahta parçasi konuyordu ki bunun adi thresh hold (saman tutan; Türkçesi eşik) idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asili durumdaki büyük bir kazanin içinde yapiliyordu. Her gün ateş yakiliyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çogu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artiklar kazanda birakiliyor, gece boyunca soguyan yemek ertesi gün tekrar isitilarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kaliyordu. Bezelye lapasi sicak, bezelye lapasi soguk, kazandaki bezelye lapasi dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur.

Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardi. Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapiyorlardi. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşiyorlardi. Buna yag çignemek (chew the fat) adi veriliyordu.

Parasi olanlar kalay-kurşun alaşimindan yapilmiş tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemege karişmasina sebep oluyor, böylece gida zehirlenmelerine ve ölüme yol açiyordu. Domatesler buna sik sik sebep oldugu için bunda sonraki yaklaşik 400 yil boyunca  domateslerin zehirli oldugu düşünülmüştü.

Çogu insanin kalay-kurşun alaşimindan yapilmiş tabaklari yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullaniyorlardi. Çogu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapiliyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanilabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yikanmadigi için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanlarin agizlarinda tabak agzi (trench mouth) denen hastalik ortaya çikiyordu.

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. işçiler yanik olan alt kabugu, aile orta kismi, misafirler de üst kabugu alirdi. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullaniliyordu. Bu bileşim insanlari bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunlarin öldüıünü sanip defnetmek için hazirlik yapiyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasinin üstüne yatiriliyor¸ aile etrafina toplanip yiyip-içerek uyanip uyanmayacagina bakiyordu. Buna uyanma nöbeti deniyordu.


ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamişti. Bunun için mezarlari kazip tabutlari çikariyor, kemikleri bir kemik evine götürüyor ve mezari yeniden kullaniyorlardi. Tabutlar açildiginda her 25 tabutun birinde iç tarafta kazinti izleri oldugu görüldü. Böylece insanlarin diri diri gömüldügü ortaya çikti. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip baglayip bu ipi tabuttan dişariya taşiyarak bir çana bagladilar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlikta  oturup zili dinlerdi. Buna mezarlik nöbeti "graveyard shift" denirdi. Bazilari zil sayesinde kurtulur ("saved by the bell") bazilari da ölü zilci (dead ringer) olurdu.