21 Ekim 2014 Salı

Embriyo Psikolojisi ve Genetik Karakter

Çocuk, daha anne karnına düştüğü ilk an, bir kısım özellikleri babadan (veya baba tarafından), bazı özelliklerini de anneden (veya anne tarafından) alarak yeni bir fert olmaya doğru ilk adımları atar. Anne ve babadan alınan bu özellikler, sadece fiziki özellikler değil, çocuğun bir ömür boyu taşıyacağı “karakter”in de temel değerlerini oluşturan özelliklerdir. Belki de “Can çıkar, huy çıkmaz.” atasözü, genetik karakteri anlatma açısından kullanılan en manalı sözdür.

Ebeveynin ortak genetik özelliklerinin, çocuk üzerinde nasıl şekil alacağı konusu tamamen anne & baba iradesinin dışındadır.

Psikolojik Karakter Nedir?
Genetik karakterin haricinde, bir de çocuğun anne karnına düştüğü ilk andan itibaren şekillenmeye başlayan “psikolojik karakter” vardır. Psikolojik karakter, annenin sevinçleri, öfkesi, üzüntülerine bağlı olarak “genetik karakterin” üzerine inşa edilen ikinci bir karakterdir.

Anne karnında dokuz ay boyunca bekleyen çocuk, dokuz ay boyunca sadece fiziksel olarak olgunlaşmaz. Annenin yaşadığı her acıyı, her sevinci ve her duygusal değişimi bire bir yaşayarak, bir ömür boyu ana hatları ile kullanacağı karakterin alfabesinin ilk harflerini de dizmeye başlar.

Genetik karakterin oluşumunda anne doğrudan tesir sahibidir. Yani anne, eğer isterse karnındaki çocuğun bir “pısırık, korkak” ya da, “sakin ve huzurlu” çocuk olabilmesi adına ciddi bir rol oynayabilir. Nasıl mı? İsterseniz yazımıza başlamadan önce, kısa bir Afrika yolculuğuna çıkalım ve embriyo psikolojisi bahsini, Afrika’dan bir örnekle daha da belirgin hâle getirelim.

Kölelik Ruhu…
Eğer “psikolojik karakter” üzerinde konuşacaksak, Afrika’dan bahsetmeden geçemeyiz. Çünkü Afrika, çocuk psikolojisinin bir numaralı laboratuarı ve en acımasız deney tahtasıdır. Bir çocuğun gelişimini takip etmek, bir annenin psikolojisini bozup yeniden yapmak, daha sonra da bunu bilim dünyasına hediye etmek isteyen bilim adamlarının (!) ilk adresidir Afrika… Ve Afrika’nın talihsiz ülkesi Kongo…

Beyaz Adamın “Sadık Köle” Merakı…
Kongo’nun sömürüldüğü yıllarda, beyaz adam, Kongo’da daha rahat hareket etmek için, Kongo’nun yerli insanlarından yardım almak zorundaydı. Ama en büyük mesele, siyah insanın öfkesine maruz kalmaktı. Para ile tutulan köleler, her zaman sadık değillerdi. Fırsatını bulduğu ilk anda, efendisine ihanet edebiliyorlardı. Ayrıca acıya karşı da çok dayanıksızlardı. Hakaret edilirken, dayak yerken, canları yandığında, her insan gibi isyan edebiliyor; eşi ve çocuğuna olan bağlılıklarını “normal insanlar” gibi canlı tutabiliyorlardı. Hâlbuki bu özellikler, bir kölede olmaması gereken özelliklerdi. Çünkü köle, efendisi ile hiçbir şey kıyas etmemeliydi. Canı yansa da efendisine sadık, kendi adına karar veremeyecek kadar korkak ve pısırık olmalıydı. Yani kölelik genlerine kadar işlemiş olmalıydı.

İşte beyaz insanın sıkıntısı buradan kaynaklanıyordu. Para ile satın alınan Kongolu köleler, her şeyi çok iyi yapıyor, ama iş kritik bir noktaya geldiğinde, beyaz efendiyi tehlikede bırakabiliyorlardı.

Mesele, “Kölelik ruhu genlerine kadar işlemiş köleler nasıl yaratılır(!)?” sorusunda kilitlenip kalıyordu. Ve sonunda beyaz adam, köleliği, ruhuna kadar sindirmiş “köle yaratma(!)” fikrini, Kongolu anneler üzerinde denemeye karar verdi.

Yapılacak şey, başlangıçta her ne kadar üzücü de olsa, sonuç itibariyle, beyaz adama sadık köleler edinme fırsatı vereceği için, vicdanlar bir süre susturuldu.

O günlerde Kongo’da sokak sokak, hatta ev ev, hamile kadın arandı… Kimisi, üç aylık, kimisi beş, kimisi de dokuz aylık bebeklerini karınlarında taşıyan anne adayları, zor kullanılarak büyük bir meydana toplandı. Meydana zorla getirilen genç anne adayları arasında dokuz aylık hâmile bir anne seçildi. Doğum yapmasına birkaç gün kalmış olan bu anne adayı, yere doğru gerilerek mancınık hâline getirilmiş bir ağaca bağlandı. Etrafta, yüzlerce siyahi hâmile annenin korku dolu bakışları arasında bu annenin, bağlı olduğu ağacın ipi kesilerek, yavrusu ile birlikte havaya fırlatıldı. Bir annenin karnındaki çocukla birlikte havada parçalanışına şahit tutulan etraftaki diğer anneler, çığlık çığlığa sağa sola kaçışsalar da, beyaz adamın elinden kurtulmayı başaramadılar.

Yaşadıkları bu olayı haftalarca üzerinden atamayan hâmile anneler, beyaz adamı nerede görseler, belâ bulaşmasın diye büyük hürmet göstermeye başladılar. Ve anne karnındaki çocukların ruhu, bu korku ile karışık hürmet duygusuyla şekillenmeye başladı.

Henüz bu vakanın travmasını üzerlerinden atamayan anneler, bir sonraki ay yine aynı meydanda zorla toplandı. İçlerinden yine bir anne adayı seçilip, mancınıkla havaya fırlatıldı. Yüzlerce hâmile anne, her ay, içlerinden seçilen birinin mancınıkla havaya fırlatılışına, kimi zaman havada, kimi zaman yere düşerken parçalanışına şahit tutuluyor ve yarının annelerine, karınlarındaki bebeklere korku travmaları yaşatılıyordu.

Hamileliğinin daha ilk aylarından itibaren, anne karnında bu korku nöbetlerini yaşayarak dünyaya gelen çocuklar, tam da tahmin edildiği gibi, “korkuyu ruhuna sindirmiş ve efendisine ölümüne sadık” birer köle olmaya başlamışlardı bile. Beyaz adam için artık paha biçilmez kıymetteki “sadık köleler” olmuşlardı.

Daha anne karnındaki ceninin psikolojisini, travmalarla şekillendiren beyaz adamın bu vahşeti bilim dünyasına embriyo psikolojisi olarak geçti.

Embriyo Psikolojisi Nedir?
 Embriyo psikolojisi, anne karnındaki embriyonun, anne vasıtası ile yaşadığı psikolojiye verilen addır. Kısaca diyebiliriz ki, hamilelik süresince, bir anne ne ile meşgul ve duygu dünyası ne ile şekilleniyorsa, karnındaki embriyonun da duygu dünyası aynı olaylarla şekillenmektedir. ( Der, Pedagog Adem Güneş )


Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, eğer anne, korku nöbetleri ile hamileliğini geçirmiş ise, muhtemel ki, doğacak çocukta da bu korku nöbetlerinin izleri bir ömür boyu devam edip gidecektir. Veya çok karşılaşılan bir başka örnekten bahsetmek gerekir ise, istenmeyen bir hamileliği mecburi olarak yaşayan bir annenin karnındaki bebek, dokuz ay boyunca kendisini istemeyen bir annenin psikolojik baskısı altında eziklik hissedecektir. Bu ezilmeler, çocuğun bir ömür boyu taşıyacağı “psikolojik karakter”in en belirgin özelliği olarak, bir gölge gibi o çocuğu takip edecektir.