Sayfalar

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2026 Salı

Yaşamak

Biliyorum, kolay değil yaşamak, 

Gönül verip türkü söylemek yar üstüne; 

Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, 

Gündüzleri gün ışığında ısınmak; 

Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, 

Yan gelebilmek Çamlıca tepesine... 

-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan- 

Her şeyi unutabilmek maviler içinde. 


Biliyorum, kolay değil yaşamak; 

Ama işte 

Bir ölünün hala yatağı sıcak, 

Birinin saati işliyor kolunda. 

Yaşamak kolay değil ya kardeşler, 

Ölmek de değil; 


Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. 

20 Mart 2026 Cuma

Melankoli

Beni en güzel günümde

Sebepsiz bir keder alır.

Bütün ömrümün beynimde

Acı bir tortusu kalır.


Anlıyamam kederimi,

Bir ateş yakar derimi,

İçim dar bulur yerimi,

Gönlüm dağlarda bunalır.


Ne kış, ne yazı isterim,

Ne bir dost yüzü isterim,

Hafif bir sızı isterim,

Ağrılar, sancılar gelir.


Yanıma düşer kollarım,

Görünmez olur yollarım,

En sevgili emellerim

Önüme ölü serilir...


Ne bir dost, ne bir sevgili,

Dünyadan uzak bir deli...

Beni sarar melankoli:

Kafamın içersi ölür.

6 Mart 2026 Cuma

En uzun gece

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir,

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at


en uzun geceyi (şeb-i yelda) takvim yapanların (muvakkit) veya yıldız bilimcilerin (müneccim) değil, aşk acısıyla kederlenmiş (mübtelâ-yı gam) aşıkların bildiğini anlatır.

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,

Ne taze ölüyü mezar.

Ne de şeytan, bir günahı,

Seni beklediğim kadar.


Geçti istemem gelmeni,

Yokluğunda buldum seni;

Bırak vehmimde gölgeni,

Gelme, artık neye yarar?

28 Ocak 2026 Çarşamba

Vergi bağlandı

Ağlamak sızlamak nafile beyler,

Yorgana, döşeğe vergi bağlandı.

İnliyor şehirler, kazalar, köyler,

Buğdaya, başağa vergi bağlandı.


Bülbül gibi susmak için dut yerdik,

Koyun besler, kuzu besler süt yerdik,

Ara sıra av yapardık et yerdik

Baruta, fişeğe vergi bağlandı.


Berberin bakkalın koptu damarı

Esnaf duman oldu yedi şamarı

Sık diyorlar, yok ki sıkak kemeri,

Kemere, kuşağa vergi bağlandı.


Bankerler topladı bankada para

Zengin yine zengin, fakirde yara.

İneğe öküze, mala davara,

Tokluya, şişeğe vergi bağlandı.


Ben görmedim dertsiz insan göreni

Vurgun cu yol almış yoktur fireni,

Gariban köylünün kara tireni,

Ahırda eşeğe vergi bağlandı.


Arif bak diyorlar az ve öz olsun.

Nikaha vergi var geriye kalsın

Bekarlar aklını başına alsın !

Doğmamış uşağa vergi bağlandı.

25 Aralık 2025 Perşembe

Yalnızlık

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.

Su olsan kimse içmez,

Yol olsan kimse geçmez,

Elin adamı ne anlar senden?

Çıkarsın bir dağ başına,

Bir ağaç bulursun tellersin

Pullarsın gelin eylersin.

Bir de bulutları görürsün,

Bir de bulutları görürsün,

Bir de bulutları görürsün.

Köpürmüş gelen bulutları.

Başka ne gelir elden?

Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı.

Tanrı kimsenin başına vermesin

Böyle bir yalnızlığı!

Ekmek şarap sen ve ben

Ekmek şarap sen ve ben

bir de sabahın dördü

dışarda kar

odamız ılık

gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe

anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını

aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını


kıskandım Gogen’i Tahitilim

terlemiş vücudunu silerken

cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini

saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum

güneşi doğurmuştu ölü cisim

martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında

nefesin vücudumu yakıyordu yer yer

sam yelim sahra-i kebirim

kahrettim her şeye o gün

babanın şarap çanağına,

Gogen’e,

kadere,

sana,

bana,

bir de gittiğin arabanın tekerine


ne diyordum arkadaş….

diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim

ama içerken düşünmem neden içiyorum diye

daha sonra yaparım hayatın felsefesini


sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni

bazen kadın hamamında tellak….

bazen Christoph Colomb

Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri

Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….

bir kere Aristo’nun hocası olmuştum

ona verdiğim dersle gurur duymuştum

bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman

bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum


eğer daha da içersem

Shakespare halt etmiş derim karşımda

salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de

işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim

enayiymiş be Platon…

bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın

anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu


ıslak kaldırımlarda yürürken acırım

önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline

ukalalık işte derim neme lazım senin

kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….

ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım

şehrin izbe sokaklarında

yavaş yavaş kaybolur benliğim…

ya evde yoksan

 Aşkınla ne garip hallere düştüm.

Her şeyim tamam da bir sendin noksan,

Yağmur yaş demeden yollara düştüm.

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Elbisem gündelik, pabucum delik,

Haberin olsa da sobayı yaksan.

Yağmur iliğime geçti üstelik,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Sarhoşsan kapıyı çaldığım anda,

Fahişeler gibi açık saçıksan,

Bir de ufak rakı varsa masan da,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Bakkala gitmeme lüzum kalmasa,

Durumu anlardın, takvime baksan,

Allah vere misafirin olmasa,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Kıvırcık marulun vardır inşallah,

Bir salata yapsan, bol limon sıksan,

Senin de iştahın iyi maşallah,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Sabahlara kadar içsek, sevişsek,

Ne ben işe gitsem, ne sen ayıksan,

Derin bir uykunun dibine düşsek,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım,

İlk önce sıcacık banyoya soksan,

Sanırsın şu anda denizden çıktım,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Yanlış mı aklım da kalmış acaba?

Muhabbet sokağı numara doksan,

Boşa mı gidecek, bu kadar çaba,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum,

Ne olur bir yerden karşıma çıksan,

Tepeden tırnağa sırsıklam oldum,

İçim ürperiyor, ya evde yoksan.


12 Şubat 2025 Çarşamba

Kar

Kardır yağan üstümüze geceden,

Yağmurlu, karanllık bir düşünceden,

Ormanın uğultusuyla birlikte

Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte

Kar yağıyor üstümüze inceden


Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,

Unutulmuş güzel şarkılar için

Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan

Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan

Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!


Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!

Uyandırmayın beni uyanamam.

Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,

Allah aşkına, gök, deniz aşkına

Yağsın kar üstümüze buram buram


Buğulandıkça yüzü her aynanın

Beyaz dokusunda bu saf rüyanın

Göğe uzanır -tek, tenha- bir kamış

Sırf unutmak için, unutmak ey kış!

Büyük yalnızlığını dünyanın.


Ahmet Muhip Dıranas

7 Haziran 2024 Cuma

Vera'ya

Nazım'ın son şiiridir.

Yıl 1963, Vera ile şehirden uzak bir yere giderler. Nazım'ın aklı hep ölümdeydi. 3 Haziran 1963'te kapıda mektupları alırken aniden yığılıp kalır. Hastaneye ulaştığında  yaşamını kaybetmişti.

Vera, Nazım'ın kimliğini almak için cüzdanını açar. Kendi fotoğrafını görür. Fotoğrafın arkasında şu dizeler vardır:


Gelsene dedi bana 

Kalsana dedi bana 

Gülsene dedi bana 

Ölsene dedi bana 


Geldim 

Kaldım 

Güldüm 

Öldüm.


Yaşamaya dair

Yaşamak şakaya gelmez, 

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 

bir sincap gibi mesela, 

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 

yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 

Yaşamayı ciddiye alacaksın, 

yani o derecede, öylesine ki, 

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 

yahut kocaman gözlüklerin, 

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 

insanlar için ölebileceksin, 

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 

hem de en güzel en gerçek şeyin 

yaşamak olduğunu bildiğin halde. 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 

yaşamak yanı ağır bastığından. 

1947 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 

yani, beyaz masadan, 

bir daha kalkmamak ihtimali de var. 

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 

en son ajans haberlerini. 

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 

diyelim ki, cephedeyiz. 

Daha orda ilk hücumda, daha o gün 

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 

Diyelim ki hapisteyiz, 

yaşımız da elliye yakın, 

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 

Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, 

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla 

yani, duvarın ardındaki dışarıyla. 

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 

1948 

Bu dünya soğuyacak, 

yıldızların arasında bir yıldız, 

hem de en ufacıklarından, 

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 

yani bu koskocaman dünyamız. 

Bu dünya soğuyacak günün birinde, 

hatta bir buz yığını 

yahut ölü bir bulut gibi de değil, 

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 

Şimdiden çekilecek acısı bunun, 

duyulacak mahzunluğu şimdiden. 

Böylesine sevilecek bu dünya 

"Yaşadım" diyebilmen için... 

6 Şubat 2024 Salı

Sitem

Önde zeytin ağaçları arkasında yar

Sene 1946

Mevsim

Sonbahar

Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim

Dalları neyleyim.

Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.


Yar yar!. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar

Değirmen misali döner başım

Sevda değil bu bir hışım

Gel gör beni darmadağın

Tel tel çözülüp kalmışım.

Yar yar

Canımın çekirdeğinde diken

Gözümün bebeğinde sitem var

1 Şubat 2024 Perşembe

İnsan

İnsan ya hayrandır sana, ya düşman.

Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun

Ya bir dakika bile çıkmazsın akıldan

Kara sevda

Bir kere sevdaya tutulmaya gör;

Ateşlere yandığının resmidir.

Aşık dediğin, Mecnun misali kör;

Ne bilsin alemde ne mevsimidir.


Dünya bir yana, o hayal bir yana;

Bir meşaledir pervaneyim ona.

Altında bir ömür dönedolana

Ağladığım yer penceresi midir?


Bir köşeye mahzun çekilen için,

Yemekten içmekten kesilen için,

Sensiz uykuyu haram bilen için,

Ayrılık ölümün diğer ismidir

27 Ocak 2024 Cumartesi

İçerde

Pencere, en iyisi pencere;

Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;

Dört duvarı göreceğine

4 Ocak 2024 Perşembe

Fotoğraf

Durakta üç kişi

Adam kadın ve çocuk


Adamın elleri ceplerinde

Kadın çocuğun elini tutmuş


Adam hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü


Kadın güzel

Güzel anılar gibi güzel


Çocuk

Güzel anılar gibi hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi güzel

Davet

"Şunları bir araya toplayayım

Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.


Mutfak işinden de anlarım.

Donattım sofrayı.

Bayağı uğraştım.

Hepsinin, ayrı ayrı ne

yemekten, ne içmekten

hoşlandığını iyi bilirim.

Bayağı da para gitti.


Birinin yediğini öbürü yemez.

Ötekinin içtiğini beriki içmez.

Dört kişilik sofra kurdum.


Mumları da yaktım.

Bak hepsi Erick Satie severdi. 

Hatırladım.

Müziği de ayarladım. 


Geldiler.


20 yaşında ben, 

35 yaşımda ben, 

40 yaşımda ben ve 

bugünkü ben, dördümüz.


Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.

Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.

Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.

Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.


Yatıştırayım dedim.

"Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı.

Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.

Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.


Evin de içine ettiler. 


Bende kabahat.

Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine...

27 Haziran 2023 Salı

ölüm

Öleceğiz bir gün, gömecekler.

Birkaç gün övecekler, sonra kalan malını bölecekler; 

Hatta memnun kalmayıp üstüne bir de sövecekler. 

18 Mayıs 2023 Perşembe

Sorma Hocam

Bana sual sorma, cevap müşküldür,
Her sırrı ben sana açamam hocam.
Hakkın hazinesi darı değildir,
Cami avlusunda saçamam hocam.

Kayd-i âhiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete,
Hayvan otlatırken gidip cennete,
Sana hülle donu biçemem hocam.

Miracı anlatma, eşek değilim,
Bildiğin kadar da melek değilim,
Günahkâr insanım, ördek değilim,
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam.

Halka korku verme velvele salıp,
Dünya ve âhiret bu köhne kalıp,
Ben softa değilim cübbemi alıp,
İmaret imaret göçemem hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese,
Bu demi sürerken ecel gelirse,
İşimi bırakıp kaçamam hocam.

Şarabı men etme, o değil hüner,
Aşıkım bâdesiz pek başım döner,
Gönlümde muhabbet ateşi söner,
Özrüm var, sade su içemem hocam.

Nâr-ı cehennemi önüme serme,
Günahımı döküp kaygular verme,
Kitapta yerini bana gösterme,
Ben pek o yazıyı seçemem hocam.

Feylesof Rıza'yım dinsiz anlama,
Dini ben öğrettim kendi babama,
Her ipte oynadım cambazım amma,
Sırat köprüsünü geçemem hocam.

13 Mayıs 2023 Cumartesi

Belma Sebil

Seni ben Kallâvi sokağı’nda gördüm
Sen beni görmedin görmedin
Kapıları çaldım adını sordum
Söylemediler öğrenemedim
Seni ben Kallâvi Sokağı’nda gördüm
Bir daha görmedim bilmedim

Belma Sebil adını yakıştırdım
Aklıma geldikçe her sefer
Gözlerinin mavisini bitirdim
Saçlarının siyahına başladım

Kallâvi Sokağı’nda güvercinler
Benim karanlık İstanbul’um
Bir esnaf kahvesine oturdum
Belma sebil ya geçti ya geçer
Rüzgârını içime doldururum
Kallâvi Sokağı’nda güvercinler

Bunca yıl sönmemiş umudum
Nisan değilse mayıs
Perşembe değilse pazar
Ben Belma Sebil’i bulurum