Sayfalar

Nazım Hikmet Ran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazım Hikmet Ran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2024 Cuma

Vera'ya

Nazım'ın son şiiridir.

Yıl 1963, Vera ile şehirden uzak bir yere giderler. Nazım'ın aklı hep ölümdeydi. 3 Haziran 1963'te kapıda mektupları alırken aniden yığılıp kalır. Hastaneye ulaştığında  yaşamını kaybetmişti.

Vera, Nazım'ın kimliğini almak için cüzdanını açar. Kendi fotoğrafını görür. Fotoğrafın arkasında şu dizeler vardır:


Gelsene dedi bana 

Kalsana dedi bana 

Gülsene dedi bana 

Ölsene dedi bana 


Geldim 

Kaldım 

Güldüm 

Öldüm.


Yaşamaya dair

1 

Yaşamak şakaya gelmez, 

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 

bir sincap gibi mesela, 

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 

yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 

Yaşamayı ciddiye alacaksın, 

yani o derecede, öylesine ki, 

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 

yahut kocaman gözlüklerin, 

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 

insanlar için ölebileceksin, 

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 

hem de en güzel en gerçek şeyin 

yaşamak olduğunu bildiğin halde. 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 

yaşamak yanı ağır bastığından. 

1947 

2 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 

yani, beyaz masadan, 

bir daha kalkmamak ihtimali de var. 

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 

yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 

en son ajans haberlerini. 

Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 

diyelim ki, cephedeyiz. 

Daha orda ilk hücumda, daha o gün 

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 

Diyelim ki hapisteyiz, 

yaşımız da elliye yakın, 

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 

Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, 

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla 

yani, duvarın ardındaki dışarıyla. 

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 

1948 

3 

Bu dünya soğuyacak, 

yıldızların arasında bir yıldız, 

hem de en ufacıklarından, 

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 

yani bu koskocaman dünyamız. 

Bu dünya soğuyacak günün birinde, 

hatta bir buz yığını 

yahut ölü bir bulut gibi de değil, 

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 

Şimdiden çekilecek acısı bunun, 

duyulacak mahzunluğu şimdiden. 

Böylesine sevilecek bu dünya 

"Yaşadım" diyebilmen için... 

1 Şubat 2024 Perşembe

İnsan

İnsan ya hayrandır sana, ya düşman.

Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun

Ya bir dakika bile çıkmazsın akıldan

30 Mart 2023 Perşembe

Ceviz Ağacı

Başım köpük köpük bulut

İçim dışım deniz

Ben bir ceviz ağacıyım

Gülhane Parkı'nda

Budak budak

Şerham şerham ihtiyar bir ceviz

Ne sen bunun farkındasın

Ne polis farkında

Ben bir ceviz ağacıyım

Gülhane Parkı'nda

Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril

Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil

Yapraklarım ellerimdir

Tam yüz bin elim var

Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul'a

Yapraklarım gözlerimdir

Şaşarak bakarım

Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul'u

Yüz bin yürek gibi

Çarpar çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım

Gülhane Parkı'nda

Ne sen bunun farkındasın

Ne polis farkında


Not: Cem Karaca pek de güzel söyler

15 Şubat 2022 Salı

Kadın

Kimi der ki kadın

Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.

Kimi der ki kadın

Yeşil bir harman yerinde

Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir,

Boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran.

Kimi der ki çocuk doğuran.

Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.

Yavrum, annem, karım, kız kardeşim,

Hayat arkadaşımdır.

29 Ocak 2022 Cumartesi

Mavi

Sorsan ikimiz de maviydik; ama birimiz deniz, birimiz gökyüzü…

Biz bu kadar aykırıyız işte.

Sen gökyüzüsün, dilediğince uçarsın, nefes alırsın..

Ben denizim gelgitleri olan, dipsiz ve tehlikeli..

Bana diyorsun ki aşık mısın? İmkansız bu aşk..

Ne gökyüzü sevebilir denizi nede deniz kavuşur gökyüzüne!

9 Ocak 2022 Pazar

Kuvay'i milliye destanı

Düşündü birdenbire kayalardaki adam

kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri

Kim bilir onlar ne kadar büyük

ne kadar uzundular?

Birçoğunun adını bilmiyordu

yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlikten evvel

geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.


Dağlarda tek

tek

ateşler yanıyordu

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar: "Üç" dediler,

Sarisin bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun basına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

15 Haziran 2021 Salı

Güneşi içenlerin türküsü

Bu bir türkü: -

toprak çanaklarda

güneşi içenlerin türküsü!

Bu bir örgü: -

alev bir saç örgüsü

                          kıvranıyor;

kanlı, kızıl bir meşale gibi yanıyor

                                   esmer alınlarında

                      bakır ayakları çıplak kahramanların!

Ben de gördüm o kahramanları,

ben de sardım o örgüyü,

ben de onlarla

                   güneşe giden

                               köprüden

                                           geçtim!

Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi

Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;

altın yeleli aslanların ağzını

                                      yırtarak

                                                 gerindik!

Sıçradık;

           şimşekli rüzgâra bindik!

Kayalardan

        kayalarla kopan kartallar

çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.

Alev bilekli süvariler kamçılıyor

                           şaha kalkan atlarını!


                             Akın var 

                                    güneşe akın

                             Güneşi zaptedeceğiz

                                      Güneşin zaptı yakın!


Düşmesin bizimle yola:

evinde ağlayanların 

                          göz yaşlarını

                                 boynunda ağır bir

                                                       zincir

                                                               gibi taşıyanlar

Bıraksın peşimizi

             kendi yüreğinin kabuğunda yaşıyanlar!

İşte:

     Şu güneşten

                   düşen

                       ateşte

                          milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar

göğsünün kafesinden yüreğini;

şu güneşten

                 düşen

                       ateşe fırlat;

yüreğini yüreklerimizin yanına at!


                             Akın var 

                                    güneşe akın

                             Güneşi zaaptedeceğiz

                                      Güneşin zaptı yakın!


Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!

Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,

toprak kokuyor bakır sakallarımız!

Neşemiz sıcak!

                 kan kadar sıcak

delikanlıların rüyalarında yanan

                                               o "an"

                                                 kadar sıcak!

Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak

ölülerimizin başlarına basarak

                                             yükseliyoruz

                                                        güneşe doğru!

Ölenler

        dövüşerek öldüler;

                               güneşe gömüldüler.

Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!


                             Akın var 

                                    güneşe akın

                             Güneşi zaaaptedeceğiz

                                      Güneşin zaptı yakın!


Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!

Kalın tuğla bacalar

                    kıvranarak

                            ötüyor!

Haykırdı en önde giden,

                            emreden!

Bu ses!

         Bu sesin kuvveti,

                                bu kuvvet 

yaralı aç kurtların gözlerine perde

                                                vuran,

onları oldukları yerde

                              durduran

                                  kuvvet!

emret ki ölem

                emret!

Güneşi içiyoruz sesinde!

Coşuyoruz,

                coşuyor!...

Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde

mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!


                             Akın var 

                                    güneşe akın

                             Güneşi zaaaaptedeceğiz

                                      Güneşin zaptı yakın!


Toprak bakır

            gök bakır.

Haykır güneşi içenlerin türküsünü,

Hay-kır

        Haykıralım!

Bulut mu olsam?

 Denizin üstünde ala bulut

yüzünde gümüş gemi

içinde sarı balık

dibinde mavi yosun

kıyıda bir çıplak adam

                                durmuş düşünür.


Bulut mu olsam,

gemi mi yoksa?

Balık mı olsam,

yosun mu yoksa?..

Ne o, ne o, ne o.

Deniz olunmalı, oğlum,

bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.


Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.


Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....


Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşcesine,

bu hasret bizim...

26 Mayıs 2021 Çarşamba

Düşman

 Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serpilip gelişen hayatın düşmanı.


Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.


Bursa da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,

fakir köylü Hatçe kadına,

ırgat Süleymana düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman…


6 Nisan 2020 Pazartesi

Yaşamaya dair


Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için...

3 Mart 2020 Salı

Bugün Pazar

Bugün Pazar
Bugün, beni ilk defa
Güneşe çıkardılar.
Ve ben, ömrümde ilk defa
Gökyüzünün
Bu kadar benden uzak,
Bu kadar mavi,
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak,
Kımıldamadan durdum
Sonra, saygıyla toprağa oturdum,
Dayadım sırtımı duvara.
Bu anda;
Ne düşmek dalgalara,
Bu anda;
Ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak,
Güneş ve
Ben...
Bahtiyarım…

27 Ekim 2014 Pazartesi

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...