Sayfalar

Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2023 Pazar

Türk

Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu.

Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir.

Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı.

O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu.

Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

5 Şubat 2023 Pazar

Türk

 Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımız.

15 Ocak 2023 Pazar

Türklük

"Bizim neslin gençlik yıllarında Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi. İmparatorluk halkını meydana getiren Türk’ten başka milletlere, bu arada yanlış bir din anlayışıyla Araplara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri arasında bulunan soydaşlarının etkisiyle Arnavutlara özel bir değer veriliyor, onlardan söz edilirken “kavm-i necib” deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz Türkler, ikinci planda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyorduk.

Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askerî İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısrasıyla başlayan manzumesinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum.

Fakat ben asıl bunu, Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının 'Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın' diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun (Türk askerinin) iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum.

Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. Benim hayatta yegane fahrim, servetim, Türklükten başka bir şey değildir."


28 Kasım 2022 Pazartesi

Türk

 Türk, Türk'ün yurdudur.

6 Şubat 2022 Pazar

Sakarya Meydan Muharebesi

Sakarya Meydan Muharebesi Türk’ün varını yoğunu ortaya koyarak son ocağını savunduğu, tarladaki çiftçiden dağdaki çobana kadar bir milletin yoksulluğunu silah gibi kuşanarak dövüştüğü gerçek bir destandır.

https://twitter.com/HarpCografyasi/status/1110965001018376192

29 Mayıs 2015 Cuma

Bir hadis üzerine

"İstanbul'u fetheden komutan ne güzel komutandır. İstanbul'u alan asker ne güzel askerdir."



Bildiğiniz üzere, Bizans'ın başkenti Konstantinopol 29 Mayıs 1453 tarihinde fethedilmiştir. Ancak aynı İstanbul işgal altında iken 6 Ekim 1923 tarihinde de işgalden kurtulmuştur.

Peygamberin bu hadisinde söz edilen komutan ve asker, Fatih olduğu kadar Atatürk de olamaz mı?

23 Mart 2015 Pazartesi

Atatürk'ün Türk tanımları

"Benim hayatta yegâne fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir."

"Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir."

Bir İngilizin "Siz hangi asil ailedensiniz?" sorusuna verdiği yanıt:
"Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış görüşmesinden önce sormuş: 'Siz hangi asil ailedensiniz?' Atilla da ona cevap vermiş: 'Ben asil bir milletin evladıyım!' İşte benim cevabım da size budur!"

"Türk, Türk olduğu için asildir... Çoğumuz, büyükbabamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz."

"Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır..."

Atatürk kendisini böyle tanımlıyor. "Ben bir Türküm" diyor ve "bundan gurur duyuyorum" diyor.

Mustafa Kemal, bir Türktür ve büyük bir Türktür, Türkün Atasıdır. Türk Milletine, unuttuğu milli kimliğini tekrar kazandıran, ümmetten Türk milletine dönmesini sağlayan bir Türktür...

10 Kasım 2014 Pazartesi

Türklerin kökeni

Değişik yazılarımda bahsettiğim bir konu var. Türklerin kökeni. Biz kimiz ve nereden geliyoruz? Tarihte iz bırakanlar bu konuda neler demiştir. Büyüklerimizin düşüncelerini toplu olarak aşağıda bulabilirsiniz.

Atatürk
Fatih Sultan Mehmet

Okuduğum bir metinde Türkler adını Truvalı komutan Turkus'tan almaktaydı. 

"Türk, düşmanlarını asla unutmaz çünkü sen Türk olduğunu unutsan bile düşman senin Türk olduğunu unutmaz!"

Fatih'e göre

Ortaçağ boyunca özellikle Katolik Avrupa'da Türklerin Truvalıların soyundan geldiği inancı çok yaygındı. En azından bir Osmanlı padişahının bunun farkında olduğu hemen hemen kesin: II. Mehmet. Yani Fatih.

İleri görüşlü bir hükümdar olan II. Mehmet Arapça ve Farsça'nın yanı sıra İtalyanca ve Rumca da biliyordu. Eski Yunanca okuyabilen genç padişah için özel olarak yazılmış İlyada kopyası Topkapı Müzesi'nde bulunuyor. Fatih'in İlyada'yı birçok kez okuduğu, Aşil ve Hektor gibi kahramanları iyi bildiği görülüyor.

Fatih'in Truva'ya ilişkin sözlerinin kaynağı İmroz’lu ( Gökçeada ) Kristovulos adlı bir Rum tarihçi. Kritovulos bir çeşit saray tarihçisi olarak padişahla seferlere katılmış. Prof. Dr. Ekrem Akurgal'ın Anadolu Uygarlıkları kitabına göre, Fatih'in yakın çevresinde bulunan bu tarihçinin tek nüsha olarak yazdığı eser yüzyıllar boyu Topkapı Sarayı arşivinde unutulmuş olarak kaldıktan sonra bulunmuş ve 1912 yılında Osmanlı Meclisi'ninde İzmir milletvekili Karolidi tarafından Türkçeye çevrilmiş.

Fatih'in 1462 yılında çıktığı seferi Kritovulos anlatıyor: "II. Mehmet Çanakkale Boğazı'nı ordusuyla birlikte geçti, Küçük Frigya'ya doğru ilerledi ve Ilion'a vardı. Harabeleri ve eski Truva kentinin kalıntılarını gezerek, büyüklüğünü, konumunu, çevresinin genişliğini, karayla ve denizle olan ilişkisinin yararlarını inceledi. Akhilleus ve Ajaks gibi kahramanların mezarları hakkında da bilgi aldı. Anılarını ve kahramanlıklarını saygıyla andı ve bu yüce anıyı yaşatan Homeros gibi şairleri bulunduğu için mutlu olduklarını düşündü. Başını yavaştan sallayarak "Tanrı bunca yıl sonra da olsa bu şehrin ve sakinlerinin öcünü almayı bana bahşetti. Düşmanlarını dize getirmek, şehirlerini talan etmek ve ganimeti Mysia'lılara vermek bana nasip oldu. Geçmişte bu toprakları Grekler, Makedonyalılar, Tesalyalılar ve Peleponezliler talan etmişlerdi. Onların soyundan gelenlere hak ettikleri cezayı ben verdim, o zaman ve daha sonraki yıllarda biz Asyalılara yapılan haksızlık benim gayretlerimle telafi oldu" dediği rivayet edilir."

Bu çeviriyi Stefanos Yerasimos'un "Kostantiniye ve Ayasofya Efsaneleri" adlı kitabından aldım. Yerasimos, Toplumsal Tarih dergisinin 116. sayısında çıkan yazısında, bu alıntının "resmi tarihçi" Kritovulos tarafından Fatih'in onayı olmaksızın yazılamayacağına göre, gerçeği yansıtması olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor. Görüldüğü gibi, bu alıntıda Fatih Sultan Mehmet, Truva kentinin öcünü aldığını açıkça söylüyor ve kendisinden "Biz Asyalılar" diye söz ediyor. Asyalılık hep Truvalılığın övünülen özelliklerinden birisi olagelmiş. Truva Savaşı da ( tıpkı 3 bin yıl sonraki Çanakkale Savaşı gibi ) başta Heredot olmak üzere tarihçiler tarafından bir Avrupa & Asya savaşı olarak değerlendirilmiş. 

Hektor

Atatürk Kartacalı Hannibal'e büyük değer vermiştir. Aynı, Çanakkale zaferinden sonra Truva’da savaşmış büyük Anadolu komutanı, Hektor’a da verdiği gibi.

Peki, Mustafa Kemal bu büyük savaştan sonra neden “Hektor’un intikamını aldım” dedi acaba? Kuşkusuz Mustafa Kemal, Çanakkale’nin ardındaki bazı derin meselelerin, Çanakkale’nin ve Anadolu’nun çok eskilere dayanan tarihinin, Anadolu’da tarih boyunca oluşan girdapların farkındaydı. Mustafa Kemal, Anadoluluğun, Anadolulu olmanın ne olduğunu çok iyi biliyordu.

Eğer günümüz tarihçilerinin “ne derse tam tersi yöne bakarız ve doğruyu orada buluruz” dedikleri Homeros’a bakarsak, Truva savaşının sebepleri birkaç Mitolojik Yunan tanrısının arasındaki çekişmedir. Truva gerçekte Doğu ile Batı’nın Anadolu üzerindeki bilinen ilk savaşıdır. Bir doğu & batı mücadelesidir, bir Anadolu destanıdır ve son perde de ise Mustafa Kemal Atatürk bulunmaktadır.

Tüm zamanların en büyük savaşlarından biri olarak kabul edilen efsanevi Truva Savaşı'ndaki Hektor, Anadolu'nun ilk özgürlük kahramanıdır.

Hem Fatih Sultan Mehmet hem de Mustafa Kemal Atatürk, Truva savaşının bir Doğu & Batı savaşı olduğunu biliyorlardı.

21 Ekim 2014 Salı

Avrupalı'ya göre Türkler

Milliyet Gazetesi ile Konda’nın birlikte organize ettiği "Biz Kimiz?" araştırması, Türk kamuoyunda epey yankı yarattı.

Peki, Avrupalılara göre "biz kimiz?" Avrupa’daki Türk imajı nasıl doğdu? Türk imgesi zaman içinde nasıl şekillendi? Ve bugün Avrupa’da Türk saplantısı var mı?

TARİH 1 Nisan 2004. Yer: Strasbourg. Avrupa Parlamentosu (AP) olağan toplantılarından birini yapıyor. Türkiye Raporu’nu görüşüyor. Ve kurul, o güne kadar AP’nin pek görmediği uzunlukta bir toplantıyla sonuçlandı. 40 milletvekili söz almıştı!

Kimi ekonomik ve siyasi reformlardan, kimi yeni bir anayasa ihtiyacından, kimi insan haklarından, kimi de demokratikleşmeden bahsetti. Sık değinilen konu ise ordunun ülke politikası üzerindeki etkisiydi!..

Sonuçta rapor oylandı:

Olumlu: 211, Olumsuz: 84, Çekimser: 46./_newsimages/3127405.jpg

13 milletvekili de rapora şerh düşmüştü. AP tarihinde ilk kez bir oylamada bu kadar çekimser oy çıkmış ve ilk kez bir rapora bu kadar çok şerh konmuştu!

AP Genel Kurulu’nda olanların bir "alt metni" vardı kuşkusuz ve bu yüzyıllardır Avrupa’da oluşturulan"Türk imgesi"yle yakından ilgiliydi.

TÜRK DEMEK, MÜSLÜMAN DEMEKTİ
İspanya’da "Türk" adı; "coco" yani umacı eşanlamında kullanılmaktadır. İtalyanların korku deyimi,"Mama, i Turchi", yani "Anneciğim, Türkler"dir! "Türk" adı sadece Osmanlı’yı değil, tüm Müslümanları kapsıyordu.

Ve Avrupalılar, adlarını duydukları ama görmedikleri Türkler konusunda hep efsaneler üretti. Bu efsanelerde Türk tipi; korkak, aşırı gururlu, kaba, miskin, cahil ve Hıristiyanları yok etmek isteyen zalimdi.

1453’te İstanbul’un fethi, dönüm noktası oldu. Haçlı seferleri dönemlerinde Türkler Doğu’da yaşıyordu ve kötü bir masal kahramanıydı. Ama şimdi artık Avrupa sınırlarına dayanmıştı. Ve Türk ordusu gerçekti!

Korkuyorlardı. Korkularını abartıyorlardı; Türkler, İstanbul’da büyük zalimlikler yapmıştı! Türkler kötüydü; Türkler zalimdi; Türkler hırsızdı!..

Bu korkuları kilise provoke ediyordu. Türk sözcüğü "Torxuere" (işkence) kelimesinden türemişti! 16. yüzyılda korktukları başlarına geldi.

Türk ordusu, Avrupa’yı fethe çıktı:

Belgrad, Budapeşte ve Viyana kapıları...

Türkler ile Avrupalılar arasında, nefret ve küçümsemeyle, ama aynı zamanda merak ve gizlenilemeyen hayranlıkla yoğrulmuş sancılı bir ilişki dönemi başladı. Korku, zamanla yerini meraka ve cazibeye bıraktı. Sahi kimdi bu Türkler?

Türk ordusu Batı’ya doğru ilerlerken, Avrupalılar o tarif edilemez korkularının yanında; ordunun ihtişamına, Yeniçeriler’in görkemine, mehter müziğinin estetiğine içten içe hayranlık duymaya başladılar. Padişah’ın adı "Soliman el Magnifico" yani "Muhteşem Süleyman"dı artık!..

LAİKLİKLE BAŞLAYAN İYİ İLİŞKİLERAvrupa’nın Türk’e bakış açısı Avrupa’nın laikleşmesiyle değişti. Kilise ve dinin devlet katından ayrılması, başlıca çatışma nedeni olarak görülen dinin, sahneden çekilmesine neden oldu. Tehdit algılaması, yerini anlamaya bıraktı. Kuşkusuz bu olumlu havanın doğmasında Avrupalı seyyahların izlenimlerinin de katkıları vardı.

Bakış açısının değişmesinde etkisi var mıydı, bilinmez; Türk ordusunun ilerlemesi duraksamıştı. 18. yüzyıl, Avrupa’nın Türk’e bakışını olumlu anlamda geliştirdi. Türk ordusu geri çekiliyordu. Korku dönemi bitmişti.

Üstelik o yıllar Avrupa’da "Turqueire" modası canlandı. Soylular, Türk kıyafeti giyerek resimler yaptırmaya başladı. Türk modası zamanla oryantalizmin doğmasına neden oldu.

TÜRK, KÜLHANBEYİ VE HİLEBAZDI
19. yüzyıl Osmanlıların çözülme sürecinin başladığı dönemdi. Avrupalı artık, medeniyetin temeli olarak gördüğü antik Yunan ile ilgilenmeye başlamıştı. Türkler, Avrupa medeniyetinin kurulduğu topraklarda Hıristiyanları idare eden despotlar olmuştu yine.

Yeni imaj, ortaçağda yaratılandan farklı değildi.

Türk barbardı... Türk külhanbeyiydi... Türk kan emiciydi... Türk hilebazdı...

Gran Turco yeniden Le Turc’a dönüşüvermişti.

Trajikomiktir; o yıllar siyasi, ticari ve kültürel alanlarda Türklerin kendilerini Avrupa’ya kabul ettirmeye çalıştıkları dönemdi. Hem kamusal alanda; Tanzimat, ticari antlaşmalar ve Islahat fermanlarıyla... Hem de bireysel olarak; saraylar, konaklar, araba sevdaları ve alafranga yaşamla...

Avrupa’nın Türkleri bir türlü kabul etmemesi, iki dünya arasına sıkışıp kalan bazı aydınları medeniyeti reddetme noktasına getirdi. Tıpkı bugünkü AB karşıtlığı gibi. Peki, "Türkleri yenmek" Avrupalıların zihninde mi?

Geçtiğimiz hafta AB’nin kuruluşunun 50. yıldönümü törenlerinde, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a, üzerinde Napolyon’un 1799’da Mısır’da Osmanlıları yenişini anlatan bir kabartma bulunan bira kupası hediye etmesi, bunun göstergesi mi?

İşte o gün, 1 Nisan 2004 günü Avrupa Parlamentosu, yüzyıllar içinde inşa edilmiş "Türk imajı" nedeniyle sarsıntılı bir gün geçirmişti aslında.

Sanki yıllar içinde oluşan "Türk imgesi" yerini "Türk ordusu"na bırakmıştı. O gün toplantıda en çok eleştiriyi Türk Genelkurmayı’nın almasının "alt metnini" bilmem anlatabildim mi?

HALİ NİSAN HAVASI GİBİ
18. yüzyılda Viyana’da yapılan bir yağlıboya tabloda, Avrupa’da yaşayan halklar tasvir edilmişti. İlginçtir, Türkler ile Yunanlılara ayırt edilmeden aynı grup içinde yer verilmişti. Bu iki halkın özellikleri benzerdi ve şöyleydi:

İsimler: Türk veya Yunanlı

Hali tavrı: 
Değişken nisan havası gibi

Karakteri ve özellikleri: 
Genç bir şeytan

Zekásı: 
Üstün zekálı

Özelliklerin kazanılması: 
Şefkatli ve yumuşak

Bilimi: 
Ucuz politikacı

Kötü özellikleri: 
Daha da hain

Sevdiği şey: 
Kendini sever

Hastalıkları: 
Zafiyet, güçsüzlük

Ülkesi: 
Dünya güzeli

Savaş yeteneği: 
İşe yaramaz, tembel

Allah’a inancı ve ibadeti: 
Onun gibi bir şey

Yöneticilerini nasıl tanırlar: 
Bir despot

Fazlasıyla mevcut olan: 
Yumuşak ve zarif şeyler

Vakit geçirme biçimleri: 
Hastalanmakla

MÜZİKTEN RESME, ünlü eserlerde Türk imgesi

Mozart, Beethoven, Puşkin, Tolstoy, Rossini, Verdi, Dürer, Renoir, Shakespeare, Cervantes, Machiavelli, Voltaire, Luther, Toynbee, Flaubert, Turgenyev, Liszt... İşte Avrupalı düşünürlere-sanatçılara göre Türk imajı.

WOLFGANG Amadeus Mozart, mehter müziğinden en çok etkilenen besteciydi.

İşte bir diğer usta besteci ise Ludwig van Beethoven idi. "Derviş Korosu","Atina Haberleri" ve "Vittoria Savaşı" adlı eserlerinde mehteri geniş ölçüde kullandı.

Ama Mozart’ı, Beethoven ve diğer bestecilerden ayıran bir fark vardı; o sadece mehter müziğinden etkilenmemiş, doğrudan doğruya Türkleri konu alan, "Sihirli Flüt" ve "Saraydan Kız Kaçırma" gibi eserler yazmıştı.

Mozart hep Türk dostu olarak bilindi.

Öyle ki, II. Abdülhamid, Salzburg’daki Mozart Dostları Derneği’ne bağışta bulundu!

"Mösyö Kreşendo" G. Rossini, Türkleri konu alan dört eser yazdı. En bilineni Fatih Sultan Mehmed üzerine yazdığı "Maometto II"idi.

Ancak 1826’da Yunan bağımsızlığından etkilenen Rossini, bu esere üçüncü bir perde ekleyerek Yunan propagandası yaptı.

İtalya’da Türkler üzerine çok sayıda operalar yazıldı.

P. Bonarelli’nin "II Solimano" adlı Kanunu Sultan Süleyman’ı anlatan operası, İtalya’nın en eski tragedyalarından biriydi.

Türklerle en az ilgilenen Giusseppe Verdi oldu. Bir tek operası vardır: "Korsan."

19. yüzyılın önemli bestecilerinden Franz Liszt, 1847’de Türkiye’ye geldi; Beyoğlu’nda Nuruziya Sokak No:19’da yaşadı.

Sultan Abdülmecid’e konserler verdi. Padişah için yazılan bir marşı yeniden düzenledi ve bu nedenle nişanla ödüllendirildi. Ama Liszt’in yazdığı bu marş sonradan kayboldu!

TABLOLARDAKİ TÜRK FİGÜRÜHayatlarında hiç Türk görmemişler, hayali tablolar yapmışlardı.

Alman ressam Albrecht Dürer’in çizdiği "Türk Hükümdar" adlı gravür, Avrupa’da oluşmaya başlayan "despot" imgesinin bir göstergesiydi.

Rönesansın önde gelen ressamlarından Andrea Magtegna, resimlerinde Türklere yer veren ilk ressamdır.

Floransalı Mediciler, Avrupa’da Türklerle ilgili eserleri toplayan ilk aile oldu. Bu eserlerin en görkemlisi, Medici ailesinden Floransa Grandükü II. Ferdinand’ın başında sarıkla Türk giysileriyle poz vermiş tablosuydu.

SÖZCÜKLERDE TÜRKLER

Harem, odalık, çokeşlilik, genelev vb. Batı’nın hep ilgisini çekti.

Fantezilerinin merkeziydi Doğu!

1851’de İstanbul’da kısa bir süre kalan Gustave Flaubert, kahramanına ilk cinsel deneyimini, sahibi Müslüman bir kadın olan Türk Evi’nde (Chez la Turque)/genelevde yaşatıverdi.

O dönemde genelev işleten bir Türk kadını! Ünlü Fransız ressam Pierre Renoir, "Harem" adlı tablosunda Türk genelevine göndermelerde bulunur.

Sadece cinsellik değil, "Türk barbarlığı" da sıkça işlendi.

Shakespeare, "Othello"yu, "başı sarıklı, çok zararlı Türk" diye konuşturdu.

Don Kişot’un yazarı Miguele de Cervantes, İnebahtı, Navarin ve Modon’da Türklere karşı savaştı. Yaralandı. Sol elini kullanamaz oldu. Yaşamının beş yılını Türk esiri olarak Cezayir’de sürgünde geçirdi.

Cervantes’in, Türkler konusunda kafası karışıktı sanki. Türklerin hoşgörüsünü överken, zalim olduklarını da yazmadan edemiyordu.

Rus yazar Aleksandr Puşkin, gezi edebiyatı türünde bir başyapıt sayılan "Erzurum Yolculuğu" başlıklı eserinde Türkler konusunda nesneldi.

Aynı nesnelliği diğer Rus yazar İvan Turgenyev’de yoktu. "Arefe" adlı eserinde, inandırıcılıktan uzak, kaba bir Türk düşmanlığı yapıyordu.

Lev Tolstoy, ölümsüz yapıtı "Anna Karenina"da Osmanlı-Sırp Savaşı’nı anlattı. Türk düşmanlığı ya da Sırp dostluğu yapmadı; hangi amaçla kimler arasında olursa olsun savaşın acımasızlığını anlattı.

Osmanlı’nın misafiri olan bir diğer ünlü isim ise Alphonse de Lamartine idi. İzmir Tire’de kendine verilen arazide bir süre yaşayan Lamartine, "Osmanlı Tarihi" adlı eserinde Haçlılara karşı Türklerin safında yer tuttu.

İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee, Anadolu’ya gelip yerinde izlediği Türk-Yunan Savaşı’nda, Yunanlıların işgalini eleştirip askerlerin yaptığı vahşeti yazınca, Oxford Üniversitesi’ndeki kürsüsünden oldu!

TÜRK DÜŞMANI DÜŞÜNÜRLER
Avrupa’da "kötü Türk imajı" oluşmasında Martin Luther’in etkisi yadsınamaz.

Luther için Türk, Tanrı’nın gazabıydı.

Machiavelli’den Montesquieu’ya kadar Avrupalı düşünürler Doğu despotizminin medeniyete düşman olduğunu yazıp durdular!

İlginçtir, Avrupalı düşünürlerin bu bakış açısı, Marx ve Engels gibi komünistleri bile etkilemişti.

Tüm Avrupalı münevverler böyle düşünmüyordu kuşkusuz.

Fransız filozof Voltaire, Müslümanların eşitçiliğinden bahsedip misafirperverlik gibi insancıl özelliklerinden hep övgüyle bahsetti.

Sosyolojinin "babası" sayılan, pozitivistlerin başı Auguste Comte, Mustafa Reşid Paşa ve Midhat Paşa’ya imparatorluğun ıslahı için yeni politik yollar öneren mektuplar gönderdi.

Kuşkusuz yanlış anlamalar-anlaşılmalar zamanla törpülenecektir...

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6245356.asp?yazarid=218&gid=61