Sayfalar

spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2023 Çarşamba

Boks

Bir salonda hiç spor yapmamıştım. Sadece yazları yüzme ve plaj voleybolu, mevsim uygunsa yürüyüş.

Boks kültürünü merak ediyordum, karşıma fırsat çıkınca kaçırmak istemedim.

Kurs hafta içi her gün 16-18 ve 18-20 arasında 3 ay boyunca sürdü. Profesyonel sporcular çift idman yaparken bana tek idman yeterli oldu. Sonradan da şunu fark ettim, her gün antrenman yapmak aslında yanlış. Dinlenmek de gerekiyor, bu yüzden 2 gün idman 1 gün dinlenme ve 2 gün idman 2 gün dinlenme şeklinde haftayı tamamladım. 

Antrenmana giderken ve dönerken çantam sırtımda 1 saat de yürüdüm.

İlk 1 saat ısınma aslında bana yetiyordu, sonrasında ip atlama, gölge boksu, torba, sparring, antrenör ile pad yumruklama, ayak hareketleri ile 1 saat daha geçiyordu. arada kısa molalar olduğunu da eklemem gerekir. Sonrasında 15 dakika esneme ve soğuma hareketleri ile günü bitiriyorduk.

Gördüğüm bu sporun aslında ağır olduğu, boksörler beden terbiyesi için oldukça ağır antren yapıyorlar. Bütün sporlarda öyledir belki çünkü her spor branşında ağır rekabet var. Beslenmesi, uykusu, güç-hız-teknik antrenmanları ile rakiplerinize fark atmanız gerekiyor.

Çocuk kardeşlerimizin ve kızların da bu sporu yaptığını görünce sevindim açıkçası. 3-4 sene pişmiş bir gencin değişimine şahit olmanız ise bambaşka.

Spor yapmanın diğer bir güzel yanı ise sokaklardan uzak tutması.

Bu sporu yaparken ortak noktaları olan başka sporları yapmak da gerekebilir, gizli dinlenmenin faydası tartışılmaz. 

Her zaman olduğu gibi doğru yönlendirme ve bilinçli aile çok önemli.

"Metin Gazoz, oğlunu olimpik bir sporcu yapmak için çok araştırdı, çok okudu, çok danıştı. İlk olarak okçulukta duruşun, kuvvetini geriye doğru kullanmanın önemli olmasından dolayı sırt kasları gelişsin diye oğlu Mete'yi yüzmeye gönderdi. Sonra hem sol hem de sağ elin koordinasyonun sağlanması yani ellerin itiş ve çekiş yapabilmesi için, zamanlamanın gelişmesi için okul basketbol takımına yazılmasını sağladı. Okçuluğun nişan alınan bir spor olmasından kaynaklı olarak bakmak ve görmenin farkını ayırabilmesi için oğlunu resim kursuna yönlendirdi. Bütün bu eğitimlerden geçen Mete, beynin hem sağ hem sol bölgesini aynı anda geliştiren, algıyla düşüncenin farklı bir kombinesini sağladığı belirtilen piyano eğitimi de aldırdı."

Kendi yorumu ise şu şekilde "Mental özellikler çok daha önemli. Çünkü siz de rakibiniz de aynı fiziksel antrenmanları yapıyorsunuz. Aynı atışları çalışıyorsunuz. Ama eğer mental olarak onun birkaç adım ötesine geçebilirseniz işler değişir. Mesela ben bazen turnuvalarda atış yaptıktan sonra gülümsüyorum. Atışın iyi veya kötü olması önemli değil. Önemli olan rakibiniz, sizi dev ekranda izlerken güldüğünüzü görmesi. Çünkü o zaman kafasında, “Ya atış kötüydü ama hâlen daha mutlu” veya “Atış iyiydi ve daha da iyileri gelecek” kuşkularını yaratabiliyorsunuz. Bu bir zihin kapışması."

Aynı şekilde İbrahim Çolak ise "30 saniyelik performans için 20 yıldır çalışıyorum." demiş.

Yakın zamanda duyduğum şu söz ise tüm spor dallarında değişmez bir kural "maç ( veya kupa, madalya ) antrenmanda kazanılır." Bunu doğrular biçimde Kobe Bryant nasıl antrenman yaptığını anlatıyordu "rakipleriniz günde 1 defa antrenman yaparken siz 2 hatta 3 yapın. 1 yıl sonra 1 yıl fark atmış olursunuz, belki de 2 yıl sonra 4 yıl fark atmış olursunuz. bir süre sonra bu fark öyle bir açılır ki asla kapanmayacak bir hale gelir."

Michael Phelps ise kendini adayanlardan "Ye, uyu ve yüz". Günlük tükettiği 10.000 ( bazen 12.000 ) kalorinin 5 kişiyi beslemeye yetebileceğini görmek zor değil. Madalyaları kazandığında 85 kg olan vücudunun yağ oranı ise sadece %8. Nasıl bir idman yaptığını siz düşünün. 

Görüyorsunuz başarı şans değil, Novak Djokovic, Jordan, Muhammed Ali, Van Hoodjonk ... arkasında hep doğru yönlendirme, çok çalışma, farklı bilimlerden destek almayı görüyoruz. Her birinin benzer başarı öyküleri var.

Konu nerelere geldi.

Boks ve bazı diğer sporların ortak yönleri var, örneğin ayak hareketleri eskrim ve masa tenisi ile benzer. İp atlayarak voleybol ve basketbolda kullanacağınız sıçrama yeteneğiniz gelişebilir. Denge, refleks, kas geliştirmek için harikadır. 


Neden boks yaptım ve yapacağım?

Kas, denge ve refleks geliştirmek

Kalori yakmak ve yağ eritmek

Yorularak iyi bir uyku çekmek

Bir savunma sporu öğrenmek

Yazın oynayacağım plaj voleyboluna hazırlanmak için

Kendinize güvenmek

( Torbaya yumruk sallayarak ) sinirinizi boşaltmak

4 yumruk yiyecekken, 1 yumruk yemek

10 yanlış yumruk atacakken, 2 düzgün hızlı nizami sert yumruk atmak 

istiyorsanız, boks tam size göre.


Zaman kötüye gidiyor, ne zaman nerede kendinizi savunmak zorunda kalacağınız belli olmaz. Evet tabanca, tüfek, bıçak kullanabilirsiniz ancak yumruklarınız, refleksiniz her zaman yanınızda.

29 Aralık 2015 Salı

9. Diğer bir yorum

İşgal yıllarında Harington’ın bizzat organize ettiği çok sayıda futbol maçı yapıldı. FB bu karşılaşmalara isyankâr bir ruhla çıkıyor, rakibine deli gibi saldırıyordu. Kadıköy’de bir avuç Türk genci koskoca İngiliz işgal ordusuna meydan okuyor, büyük bir imanla yenmeye çalışıyordu.

Fenerbahçe’nin galibiyeti Tevhid-i Efkâr’da şöyle anlatıldı: “Fenerbahçe takımımız İngiliz askerlerinin futbol takımını son defa acı bir hezimete uğratarak memleketlerine mağlup olarak göndermiştir. Fenerbahçe dün Taksim Stadyumu’nda, şehrimizdeki İngiliz askerlerinin son bir gayretle, Türkleri giderayak mağlup etmek için kurdukları karma takımı son bir hezimete uğrattı. Dünkü müsabaka, şehrimizden gitmek mecburiyetinde kalan yabancıların gençlerimiz ile son bir çarpışmasıydı.



http://www.hurriyet.com.tr/keyif/23458355.asp

Bu kupanın önemi hakkında

26 Aralık 2015 Cumartesi

1. Türk spor tarihi

"Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kazanılmış en değerli spor kupası ya da madalyası nedir?" diye sorsam, çeşitli cevaplar gelir.

Dünya futbol turnuvasında 3. olmamız, Naim Süleymanoğlu'nun rekortmen bir halterci olması, Galatasaray'ın UEFA kupasını alması ... gibi çeşitli cevaplar gelir.

Şu da unutulmamalıdır; her sene düzenlenen liglerde, turnuvalarda kupalar veya olimpiyat oyunlarından madalyalar kazanılmakta ve el değiştirmektedir. Hepsinin önemi ayrıdır ve değerlidir. Ancak yaşanan tek işgalin, tek turnuvasına ait olan o tek kupanın yeri ayrıdır.

8. Karşılaşma hakkında diğer bir yorum

Onlar sadece futbolcu değildi

Toplu sadece sahada değil, cephelerde de görmüşler, müdafaayı Çanakkale’de, hücumu da Milli Mücadele’de ortaya koymuşlardı. Sarı-lacivertliler milli mücadelenin direniş örgütlerinde de yer almıştı.

Dr. İsmet Uluğ, Kurtuluş Savaşı’na silah ve cephane kaçıran Askeri Tıp Talebe Grubu’nun başında yer almıştı. İngiliz Kemal ise ulusal gerilla hareketinin içinde yer alıyordu. Necip Okaner 3 numaralı Fenerbahçeli olarak donanmaya katılmış, Kurtuluş Savaşı’na gerillacı sevk etmişti. İstiklal Madalyası sahibi yurtsever bir profesördü. Sabri Toprak Bey ( 1877-1938 ) tutuklanmış ve Malta’da esareti bir başka yaşamış bir başkandı.  Tevfik Taççı Bey de  ( 1889 – 1979 ) Trablus ve Süveyş de çarpışmıştı. Fenerbahçe’nin İngilizlere esir düşen hem yıldız futbolcusu hem de başkanıydı. Fenerbahçe hiç yenilmeden kazandığı ilk İstanbul şampiyonluğunu ( 1911 – 1912 ) Arif Bey’in hem futbolcu hem de başkanlığında kazanmıştı. Keşan’dan Uzunköprü’ye atla gelir, oradan da trene binerek Fenerbahçe maçlarında hazır bulunurdu. 1919 Haziran’ında Bor Ovası’nda şehit düşmüştü.

İşgale başkaldırı

İstanbul, işgali yaşıyordu. Fenerbahçe dönem içerisinde işgal kuvvetleri takımlarına yenilmemişti. İngiltere, Fenerbahçe’nin kitle üzerindeki olumlu etkisini kırmak ve coşkunun yarattığı bütünleşmenin önüne geçmek için harekete geçmişti. Bu amaçla Fenerbahçe’nin yenilmesini sağlamak gündeme getirilmişti. Fenerbahçe’nin yenilmesi halinde olay futbolun dışına taşacak ve Türkiye’nin sadece siyasi ve askeri yönden değil, spor açısından da güçsüz olduğu ortaya konacaktı. Sarı-lacivertliler bu nedenle sadece futbolu değil, toplumu da temsil ettiklerinin farkındaydılar. Sonunda İngiliz İşgal Kuvvetleri takımı ile oynamayı kabul ettiler.

29 Haziran 1923 günü Taksim Stadı’nda İngilizler beklemedikleri bir seyirci topluluğu ile karşılaşacaklardı. Maçı izlemek için gelen Lord Pulmmer ile işgal ordularının general, amiral ve diğer yüksek rütbeli subayları stadı dolduran binlerce Türk’ü görünce şaşırmışlardı. İzleyenler sadece Fenerbahçe diye bağırmıyor Türkiye diye haykırıyordu. Fenerbahçe Mısır ve Malta’dan takviye getirilen profesyonel futbolcular karşısında ilk yarıyı 1-0 yenik bitirmişti.

Zeki Rıza’nın 60. dakikadaki beraberlik, 14 dakika sonraki galibiyet golü ise zaferi ilan etmişti. General Harrington’un adını taşıyan gümüş işlemeli 80 santim boyundaki kupa, Fenerbahçeli futbolcuların ellerinde yükseliyordu.

Fenerbahçe o gün sahada şu isimlerle yer almıştı; Şekip, Hasan, Kamil, Cafer, Kadri, İsmet, Fahir, Sabih, Alaattin, Zeki, Ömer ve Bedri.

Bir diğer yorum

10. Harrington kupasını küçümsemeye kalkanlar

Bu yazı dizisini dikkatle okuduysanız; destek ve eleştiri ile döneceğinizi biliyorum. Dikkatli olun, hazırım.

Kurtuluş savaşı sırasında top mu oynuyorsunuz?

Araştırmadan, bilip bilmeden Fenerbahçe düşmanlığı adına hesapsızca çemkirenlerin bildiğinin aksine kupanın oynandığı tarihte Kurtuluş savaşı fiilen bitmiş, cepheler kapanmış, İstanbul dışında vatan kurtarılmış ve Lozan barış görüşmelerine geçilmiştir.

Padişah yanlısı mektebi sultani mensupları ve Beşiktaş semtinin zengin çocukları jimnastikçi arabacılar neden kazanamadılar bu kupayı?

Kazanmayı bırak da neden mücadele dahi edemediler?

Bu turnuvada oynamaya sadece Fenerbahçe layık görüldü. Zira Fenerbahçe işgale başkaldırışın, milli mücadelenin sesi idi.  Bunu işgal kuvvetlerinin istihbaratı çok iyi bilmekteydi ve işgal kuvvetleri de nasıl olsa bunları yener halkın moralini asgari seviyeye çekeriz düşüncesi ile Fenerbahçe'yi bu turnuvada görmek için ısrarcı oldular.

Şimdi bazı kendini bilmezler tarafından "yok efendim cephede değiller de top oynuyorlarmış" diye eleştirilen bu kahramanlar hem kupayı alarak hem de maçlardan arta kalan zamanlarında düşman zulalarından aşırdıkları silah ve mühimmatı derme çatma teknelerle İnebolu'ya kaçırarak milli mücadeleye önemli katkıda bulundular. Zira gerek sahada mücadele eden gerekse saha dışındaki Fenerbahçe mensuplarının birçoğu o günlerin meşhur teşkilatı karakol örgütü hesabına milli mücadeleye destek faaliyetlerinde bulunmaktaydı.

3 gün önce Taksim stadında İngiliz karmasına 3 -1 yenilen Galatasaray'lıların hala "cephe dururken maç mı yapılır?" diyerek kendi cehaletlerini gözler önüne seriyor bazıları. Aydınlatmak görevim.

Galatasaray 1919-1923 arası işgalcilerle 23 maç yapmış, 8 galibiyet, 9 beraberlik ve 6 yenilgi almıştır. Galatasaray bu maçlarda 45 gol atarken 33 gol yemiştir.

Beşiktaş 1922-1923 arası 7 maç yapmış, 2 galibiyet, 1 beraberlik ve 4 yenilgi almıştır. Attığı 10 gole karşılık da 10 gol yemiştir.

Pekâlâ, bütün İstanbul takımlarının oyuncuları cephede savaşırken neden hepsi değil de Kurtuluş Savaşı'na hiçbir yardımı dokunmadığı iddia edilen Fenerbahçe SK kapatıldı?

Fenerbahçe top oynarken, Mektebi Sultani öğrencileri cephedeydi

Mektebi sultani destekçileri okul için bir dönem mezun veremedik diyebilirler. Bunu demek konusunda haklılar. O çocuk yaştaki öğrencilerin okulu bırakıp, cepheye gitmeleri ne kadar büyük olduklarını gösterir. Şehitlerimize ise saygımız sonsuz.

Şunun farkına varırsak, her şey daha kolay olur; Fenerbahçe'nin bir okulu yoktu, olmayan öğrencileri şehit de olamadı.

Ancak kulübe kayıtlı ve şehit olan bazı sporcular aşağıdaki gibidir.

Çanakkale savaşı - 1. Dünya savaşı - Kurtuluş savaşı sırasında şehit düşen Fenerbahçe spor kulübü mensubu sporcularıdır:

Piyade Teğmen Nurettin Bey (Çanakkale savaşı)
Piyade Teğmen Haldun Bey (Çanakkale savaşı)
Piyade Teğmen Münir Bey (1. Dünya savaşı)
Emirzade Arif Bey (kurtuluş savaşı) - kuruculardandır.
Havacı Cevat Hüsnü Bey (1. Dünya savaşı)
Subay adayı Kemal Bey (kurtuluş savaşı)
Deniz Teğmen Sabri Bey (kurtuluş savaşı)
Havacı Üsteğmen Zeki Bey (kurtuluş savaşı)
Subay adayı Halim Bey (1. Dünya savaşı)

Madem Mektebi Sultani öğrencileri Galatasaray geçmişinden bir parça, onları yetiştiren öğretmenler de öyle olmalı, değil mi?

Resimdeki kişi, General Louis Franchet d'Esperey. İstanbul'a Fransız işgal kuvvetleri komutanı olarak tayin olduğu ilk gün, atıyla Galata caddesinde Türk bayrağını çiğnemiş ve fotoğrafı Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinde çektirmiştir.

Bu terbiyesiz kişi kendisini Sultan Mehmed’e benzetmek için şehirde beyaz atı ile dolaşırken Galatasaray Lisesi’nde bir kral gibi karşılanmayı talep etmiştir.

Aynı kişinin şu cümlelerini de okuyalım: "Fransa bayrağının mağlup Türk toprakları üzerinde gururla dalgalanmasını sağlayan, nam-ı diğer 'küçük Fransa', Galatasaray camiasına ve ordumuz ileri gelenlerini en güzel şekilde ağırlayan Galatasaray lisesi öğretmen ve görevlilerine teşekkürü bir borç bilirim.

Fransa Orduları Kumandanı
Louis Franchet d'Esperey"

Yukarıdaki cümleler Galatasaray şeref defterinde yer almaktadır.

Bakın yüce Atatürk neler diyor?

"Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asar-ı mesaisini işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-i himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir.

Takdirat ve tebrikatimi buraya kayd ile mubahiyim.

5.5.1334 (3.5.1918)
ORDU KUMANDANI
Mustafa Kemal ATATÜRK"

Yukarıdaki cümleler ise Fenerbahçe şeref defterinde yer almaktadır.

Ayrıca Nutuk içerisinden aşağıdaki kısmı aktarmayı çok severim;

"Yine söylüyorum, bize karşı ileri sürülen düşünceler yanlıştır. Bu gerçek, tarihçe ve mantıkca doğrulanmıştır. Bunu yalnız batıya değil hatta vatandaşlarımıza da önemli olarak hatırlatmak gereği duyuyorum. Çünkü, pek az olmakla birlikte, üzüntüyle işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya milli duygudan yoksun kalmış oldukları anlaşılan bazı kimseler, yabancıların bize karşı ileri sürdükleri suçlamaları reddetmedikten başka, vatanlarını milletlerini suçlu göstermekten çekinmiyorlar. Hala bugün, Sultani Mektebi'nin ( Galatasaray Lisesi ) salonlarını bize karşı konferans verdirmek için yabancılara açık bulunduranlar var; bu gibilere LANET... "

AA! Bakınız, Nutuk içerisinde neler yazıyormuş!

Bakın İngiliz işgal kuvvetleri kendi adına turnuva düzenliyor, kazanan belli. Fransız işgal kuvvetleri ise bayrak çiğniyor ve kral gibi karşılanıyor.

Hazır Atatürk demişken

24 Aralık 2015 Perşembe

5. General ( Lord ) Harrington kimdir?

1918 – 1923 yılların arasında Birleşik Krallık’ın Osmanlı’dan sorumlu işgal kuvvetleri komutanıdır.

General, İstanbul'dan ayrılırken kendi adına bir futbol turnuvası düzenler ve kazanan tarafa verilmek üzere bir kupa hazırlatır.

Müzeyi ziyaret ettiğinizde; bu kupayı Londra’dan getirten ve kazanacağına gayet emin olan Harrington’un maç bitmeden "Coldstream Guards" adına hazırlattığı ve mecburen sildirildiği de görülebilir.



Tahtını ve tacını istemeyerek bırakmak zorunda kalan Vahdettin, 16 Kasım 1922'de İstanbul İşgal Orduları Komutanı General Harrington'a, "İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devletine sığınır ve bir an önce başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin." diye kısa bir mektup yazarak, İngilizlerden sığınma talep etmiştir.

11. Atatürk ve Fenerbahçe

Atatürk konusuna değinmek gerekirse ulu önderin Kuşdili’ndeki Fenerbahçe binasının kundaklama sonucu yanması üzerine ilk yardımı kendisinin yaptığı zaten herkes tarafından bilinmektedir ki ancak hangi takımı tuttuğu her zaman için bir soru işareti olarak kalacaktır.

Bunun dışında en yakın arkadaşlarından Şükrü Saraçoğlu'nun söyledikleri, Galatasaray kurucularından Ruşen Eşref Unaydın'ın anlattıkları, Atatürk’ün Fenerbahçe hatıra defterine yazdıkları, kendi büstünün bir tek Fenerbahçe Kulübüne konmasına izin vermesi ve Fenerbahçe’ye yakın duruşu sadece bir gözlem ve izlenimdir. 

Atatürk’ün 3 Mayıs 1918’de Fenerbahçe’yi ziyaret ettiği sırada kulüp şeref defterine yazdığı "Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum. 3.5.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal" da bilinmelidir.

Fenerbahçe’ye hiç uzak olmayan Atatürk’ün Fransız komutanların ve özellikle Desperey'in ağırlandığı Mekteb-i Sultani ile ilgili görüşleri ve ağır eleştirileri de Nutuk incelenirse görülecektir.


Sizce, Futbol nedir?

7. Tarih: 29 Haziran 1923 Cuma, saat: 15.00

Karşılaşma Taksim stadında oynanacaktı.


İstanbul, her konuyu unutup, bu maça kilitlendi. İstanbul, 29 Haziran günü Taksim’e yürüyordu. Herkes ümitli, neşeliydi. Fenerli gençler vapurdan inmiş, ellerinde Türk ve Fenerbahçe bayrakları, Karaköy-Tepebaşı yoluyla, bugünkü İstiklal Caddesi’ne çıkmışlardı.

Fenerbahçeliler’e, İstiklal caddesi’nde, Galatasaray lisesi’nin bahçesinde toplanmış olan Galatasaraylı gençler katıldı. Bunlar da Türk ve Galatasaray bayrakları taşıyorlardı. Kucaklaşarak, Taksim’e doğru yürüdüler. Taksim meydanına çıkınca, Gümüşsuyu yoluyla gelen Beşiktaşlı gençlerle karıştılar. Onların da ellerinde Türk ve Beşiktaş bayrakları vardı. Hep birlikte, milli mücadele marşlarını söyleyerek, Taksim stadına yürüdüler.

O tarihe kadar hiçbir spor alanında milli maç yapılmamıştı. Dünyadan ve çağdan kopuk bir toplumdu. Bu dayanışma, birliktelik, heyecan, bu maça milli maç havası vermişti.

Taksim stadının ahşap tribünleri dolmuştu. Tribünlere koltuklar dizilmişti. Bu koltuklar, İstanbul terbiyesi gereği, maça gelen hanımlara veriliyor, erkekler ayağa kalkıyorlardı. Kadınların çokluğu dikkati çekiyordu. Taksim stadı hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Seyirciler arasında, o güne kadar hiç futbol maçına gelmemiş beyler ve hanımlar da vardı.

Saat 15.00’e yaklaşırken Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyan yöneticiler, komutanlar yerlerini aldılar. Harrington kupası tribünün önünde bir sehpaya yerleştirildi. Seksen santim boyundaki kupa pırıl pırıl parlıyordu.

Heyecan doruktaydı. Maçın başlamasına beş dakika kalmıştı. Bir İngiliz’den Chelsea’li dört profesyonel futbolcunun rakip karmada oynayacağını öğrenen bir Fenerbahçeli, aldığı bilgiyi yanındakilerle paylaştı. Kulaktan kulağa yayıldı. Bazılarını kaygı sardı.

İşgalcilerin ve azınlıkların alkışları arasında İngiliz takımı sahaya çıktı. Diri, kendinden emin, rahat bir görünümleri vardı. Seyircileri selamladılar. Sahaya yayılarak ısınmaya başladılar.

Birden gök gürler gibi bir uğultu koptu. Fenerbahçe görünmüştü. Sarı üzerine lacivert çubuklu formaları ile 11 Fenerli, başta kaptan Hasan Kamil Sporel, koşarak sahaya girdi. Seyircileri selamladılar. Onlar da ısınmaya başlayarak, sahaya yayıldılar. Fener tarihi 11 ile sahada idi.

Hakem maçı başlattı. İngilizler kesin kazanmak için oynuyorlardı. Sert, hatta kırıcıydılar. Fenerbahçe daha sakindi. Birinci devre karşılıklı akınlarla geçiyor, seyirciler hop oturup hop kalkıyorlardı. Alışılmamış kalabalık ve kazanma zorunluluğu Fenerliler’i olumsuz etkilemiş gibiydi. Tutuktular. Devrenin sonuna doğru İngilizler bir gol attı. Türkler donup kaldı ve devre böyle kapandı.

İkinci devre, kadın erkek, Türk seyircilerin kulakları sağır eden haykırışları ile başladı, Devre arasında moral depoladıkları, İngiliz karmasını doğru değerlendirdikleri anlaşılıyordu. Bayraklar sallanıyor, stat tutuşuyordu sanki... 60’ıncı dakikada Zeki Rıza tutulmaz bir şutla eşitliği sağladı. İngiliz karması bocalamaya başladı. Sonra o harika dakika geldi. 74’üncü dakika. Zeki Rıza, topu biraz sürdü, karşısına çıkan İngiliz’i çalımladı ve General Harrington’un hayalini çökerten şutu attı. Top mermi hızıyla uçup, ağları havalandırdı. Kaleci görememişti bile. Binlerce ağızdan top patlar gibi bir haykırış yükseldi: ‘Gooooooooool



Taksim yıkılıyordu. Maç, Fenerbahçe’nin baskısı altında, 2-1 sona erdi. General Harrington, kupayı, takım kaptanı Hasan Kamil Sporel’e verdi. Hasan Kamil Bey, kupayı ağırbaşlılıkla aldı ve seyircilere dönerek havaya kaldırdı. Türkler çıldırırken işgalci İngilizler ise sessizce kayboldu ve hatta sevinç gösterilerini zorla bastırmaya kalktılar.


Bu satırları, ‘Şu Çılgın Türkler’ ve ‘Diriliş’ kitaplarının yazarı Turgut Özakman’ın ‘Cumhuriyet’ isimli kitaplarından, Can Dündar’ın hazırladığı “Bahçedeki Fener” belgeselinden ve Harrington’ın Türkiye anılarını içeren kitaptan harmanlayarak aktardım.

Diğer bir yorum için

6. Harrington turnuvası öncesinde

İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Harrington, askerlerine moral vermek için kendi adını taşıyan bir futbol turnuvası düzenler.

Kupa için oynayacak takımı seçmek amacıyla bir hazırlık turnuvası düzenler ve bu turnuva sonunda üç takım ön plana çıkar; Irish Guards, Grenadiers Guards ve Coldstream Guards. General bu üç takımın en iyi elemanlarının iyi bir çalışmaya tabi tutulmaları emrini vermekle kalmaz Cebelitarık ve Mısır'daki İngiliz askerî güçlerinden, hepsi profesyonel birer futbolcu olan dört oyuncu getirtir. Harrington bu takımın adının "Coldstream Guards" olmasını ister.

Fenerbahçe, İngiliz karacılarının ve denizcilerinin futbol takımlarını iyi tanır, bütün oyuncularını bilirdi. Hepsiyle karşılaşmıştı, yenmişti. Bu yüzden, karma takımın da Fenerbahçe’yi yenme olasılığı yoktu. Yöneticiler de, oyuncular da böyle düşünüyorlardı. Ancak, bilmedikleri bir şey vardı. Harrington bu kararı yeni vermemiş, bir ay önce düşünmüş, Mısır ve Malta’da askerliğini yapan dört profesyonel futbolcuyu gizlice İstanbul’a getirmişti. Bu dört futbolcu İngiliz birinci liginde oynayan ünlü Chelsea takımındandı.

General'in karşılaşma için gazeteye verdiği ilan şu şekildedir:

"Gardlar karması Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler."

Bu ilan, Türk takımlarına bir çeşit meydan okuma olarak kabul edilir. General Harrington’un rakip olarak Fenerbahçe’yi istediği söylentisi yayılmıştır. Fenerbahçe iki-üç yıldır İngiliz takımlarıyla birçok maç yapmış, çoğunda galip gelmiş, işgal altındaki halkı mutlu etmişti. General Harrington bu takımı yenerek Türkler’e hadlerini bildirmek istiyordu. Kazanan takımı gümüş bir kupayla ödüllendirecekti. Türk takımlarının başvurusu beklenirken, Fenerbahçe ise generale cevabını şu ilan ile verir:

"Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul eder."

Kupanın anlam ve önemi, Fenerbahçe için çok farklıdır. Çünkü General Harrington'un emriyle Fenerbahçe'nin Kuşdili'ndeki binası işgal edilirken Fenerbahçe'nin kurucularından Refik Bey ve Mustafa Bey şehit edilmişlerdir. Bu nedenle Fenerbahçe General Harrington'un gazete ilanı yoluyla davetini özel olarak kabul etmiş, takviye yapılmasına izin verilmesine rağmen maça takviyesiz mevcut kadrosuyla çıkmış, maçı işgal altında geçen günlerin hırsıyla oynamıştır.

Galatasaray kulübü yöneticileri, Fenerbahçe yöneticilerini ziyaret ettiler. Yenilmek olmazdı. "ya biz de karma bir takım çıkaralım, ya da bir-iki oyuncumuzu alın, daha güçlü olun, yenin İngiliz karmasını” derler. Fenerbahçeliler, Galatasaray yöneticilerine teşekkürlerini sunarken, İngilizler’i yenecek güçte olduklarını belirtirler.

Maç saati gelir çatar

3. Fenerbahçe işgal güçlerinin dikkatini çeker

İstanbul işgal altındayken Fenerbahçelilerin, Kurbağalıdere kenarında kulüp binasının önündeki iskeleye yanaşan motorlarla Anadolu'ya silah kaçırmakta olduğu pek çok kişi tarafından bilinmekteydi. İşgal kuvvetleri komutanı General Harrington bu durumu haber aldıktan sonra Kurtuluş savaşı sırasında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Kuşdili'ndeki merkezi binasının, sırf Selimiye kışlasından çalınan silahların Anadolu'ya kaçırılmasını engellemek için, haftalarca işgal altında tutulmasını emretmişti.

General Harrington aşağıdaki gerekçelerle Fenerbahçe Spor Kulübü'nü kapattırmıştır.

1. Fenerbahçe spor kulübü, ittihat ve terakki fırkası'nın bir şubesi olup spor maskesi altında siyasi faaliyetlerde bulunmaktadır.
2. Fenerbahçe müttefik kuvvetlere karşı düşmanca duygular beslemekte ve bunu her fırsatta ifade edip ahaliyi kışkırtmaktadır.
3. Kulüpte yuvalanan bazı kimseler Anadolu'daki asilere silah ve mühimmat sevk etmektedir.
4. Görülen lüzum üzerine Fenerbahçe Spor Kulübü süresiz olarak kapatılmış ve azaları her türlü sosyal faaliyetten men edilmiştir.

Burada bir mola verelim

2. Fenerbahçe spor kulübünün kuruluş tüzüğü

Madde 2
Fenerbahçe spor kulübünün kuruluş amacı; vatan gençlerini, vatanın korunması için asgari seferberliklere hazırlamaktır.

3 Mayıs 1907

Bu daha başlangıç idi. Devamı şurada

19 Mayıs 2015 Salı

Şike süreci

Şike süreci, aşırı gerilimli tartışmaların yaşandığı ve sonu gelmeyen bir konudur. Sürekli önümüze gelir ancak bir noktaya ulaşamayız.

Türk Futbol tarihi hafızalardan silinmeyen pozisyonlar, penaltılar, maçlar ve goller ile doludur, birçok klübün ve futbolcunun adı geçmektedir.

Para, mevki, transfer, emlak ...vb. gibi bir çıkar karşılığında şike yapan klüp veya futbolcunun yıllar sonra itiraf ettiklerinde de şahit oluyoruz. 

Benzeri çabaların içindeki kişilerin, günümüzde hiçbirşeyin gizli kalmadığını da fark etmeleri gerekir. Her görüşme sesli ve görüntülü olarak kaydedilir ve anında milyonlarca kişiye ulaşır. Her bir belge mutlaka kopyalanır. Telefon görüşmeleri dinlenebilir, kayıt edilebilir ve paylaşılabilir. 

Hukuki açıdan bakalım; ne diyor evrensel kanun "İddia makamı suçu ispat etmelidir", "Suçlu olduğu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur." Yani "Fenerbahçe şike yaptı" diyorsanız, bunu ispat etmelisiniz. Burada, Fenerbahçe'ye tek düşen ise suçsuzluğunu ispat etmektir ve etmiştir de.

Ancak delillere baktığımızda "Emenike boş çanta ile giriyor, dolu çanta ile çıkıyor. Ya içinde para varsa!" diye iddia duyuyoruz. Böyle komik bir dayanak olamaz.

Aynı savunmayı, telekulak skandalı sırasında Başbakan iken Recep Tayyip Erdoğan da yapıyor. "Ne malum çantada para olduğu, ya kitap varsa?" ve kesinlikle haklı. Böyle delil de olmaz.

Malum kararı veren mahkeme ise özel yetkili mahkeme. Bildiğiniz üzere ÖYM'lerin kapatılmasının bazı sonuçları da oldu. İtiraz kapısı aralandı, verilen bazı kararlar bozuldu ve hatta tahliyeler yaşandı. Bu mahkemelerin sunduğu dosyaları ve polis tutanaklarına dayanarak uluslararası spor mahkemesi ise "şike yapılmış olma ihtimalinde bile, şike yapılmış gibi değerlendirilir" maddesine dayanarak karar verdi. İşler kendi içimizde yeterince çözemezken, daha da karışık hale getirip, işlerin iyice sarpa sarmasına neden olduk. Şimdi çık işin içinden. Hangi mahkemeden ne kadar çıkarsa çıksın, hiçbir tarafı tatmin etmeyecek.

Şu ayrıntıyı da hatırlatmaya gerek duyuyorum; bir mahkemenin ya da üst makamın verdiği karar her zaman suçu ispat etmez. Hatta karar mercinin üstünde kara bir leke de bırakır. Mesela; Vatikan'ın "dünya dönmüyor" ve "dünya düz" kararları, emekli genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un "terör örgütü lideri" olması kararı, İstanbul hükumeti tarafından çıkarılan "Dürrizade fetvası" ve hatta Mustafa Kemal Atatürk hakkında çıkarılan "tutuklama kararı" ... gibi birçok örnek verebiliriz. Bu kararlar ne dünyanın düz olduğunu, ne Kuva-i Milliyecilerin vatan haini olduğunu veya ne de İlker Basbuğ'un bir terörist olduğunu gösterir.

Fenerbahçe'yi ilgilendiren 2011 şike sürecinde ise "Fenerbahçe hiç şike yapmamıştır", "O yıl Fenerbahçe, kesin şike yaptı" ... diyemem, ne şahit ne de bu çıkar ilişkisinin içinde oldum. Ancak elle tutulur, su götürmez deliller ortaya çıkana kadar "Fenerbahçe şike yapmadı" demeye devam edeceğim.

Snejder'in şutuna uzanan Ferhat
16 Mayıs 2015 tarihli Galatasaray - Gençlerbirliği maçı. Snejder'in golüne uzana Ferhat, son anda elini geri çekiyor. İspanya, İngiltere ve daha birçok Avrupa ülkesinde yapılan anketlerin sonucu ise görüntülerin en az %82 oranında şike olduğunu belirtiyor.

Sporun dostluk içinde yapılan bir oyun olduğunu da aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. İşin içinde taktik, saha, malzeme, sağlık, kondisyon , beslenme, psikoloji, baskı gibi bir sürü etken var. Dolayısı ile bu oyunda sürekli yenmeniz imkansız, bazen yeneceksin, bazen uzun zaman yenemeyeceksin, bazen fark atacaksın.

Şike gibi bir sebeple insanların hapse atılmasını ise anlayamıyorum. Güreş, atletizm ...vb. spor dallarında doping tespit edilen sporcunun madalyası, ödülü elinden alındığı gibi bu sporcu ( ya da takım ) uzun bir süre resmi karşılaşmalardan dışlanıyor.

23 Ekim 2014 Perşembe

Bisiklet

Avrupa’nın birçok ülkesinde işe bisikletle gitmeyi teşvik edici adımlar atılıyor. Bunlar, vergi kesimleri, kilometre başına ödeme, finansal destek gibi şekillerde gerçekleşiyor.