Sayfalar

soykırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soykırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2015 Perşembe

Soykırım - 3

Türkiye "sözde" soykırımı tartışırken, birçok ülke meclislerinde ağız birliği etmişcesine benzeri yasaları onaylıyor.

Soykırımları "sözde" olmayan bu ülkelerden bazılarına bakalım.

Fransa'nın Cezayir soykırımı
Finlandiya'nın Lapon soykırımı
Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan'ın Türklere karşı uyguladığı soykırım ( ana dilde eğitimin engellenmesi, Türk ismi kullanamaması, devlet memuru olamaması, belediye hizmetlerinden yoksun bırakılması, üniversite okuyamaması, pasaport alamaması ... )
ABD ve Kanada'nın yerlilere uyguladığı soykırım
Almanya'nın Yahudi soykırımı

Çin'in Uygur Türklerine karşı uyguladığı soykırım

Rusya'nın en yakın tarihte Çeçen'lere yapmakta olduğu soykırım

Sırbistan'ın Bosna'da uyguladığı soykırım

* Hollanda'nın en yakın tarihte Srebrenitsa Katliamına göz yumması 

* İngiltere'nin Hindistan'da, Kongo'da, Pakistan'da ( ve daha birçok yerde ) uyguladığı soykırım

* İspanya'nın GüneyAmerika yerlilerine uyguladığı soykırım

* Portekiz'in GüneyAmerika yerlilerine uyguladığı soykırım

Bu 4 ülke aynı zamanda deniz aşırı ülkelerde sömürgesi olan ve Afrika'da birçok ülkede soykırım uygulamış ülkelerdir. 

Soykırım - 2

Soykırım konusunda karar vermeden önce, günün şartları ile düşünmemiz gerektiğinde hemfikir olmamız gerekir. 

Bir imparatorluk düşünün, içeride kazan gibi kaynıyor. Dışarıda ise kapalı kapılar ardında gizli toplantılar yapılıyor. Devletler arası gizli anlaşmalar yapılıyor. Her devlet kendince pay kapma yarışında.

Özellikle Rusya'nın ve İngiltere'nin başını çektiği bir de casusluk savaşı var. Azınlıklar üzerinden hesaplar yapılıyor. Zaten kapitülasyonlar ile eli kolu bağlanmış "Hasta adam" çaresiz oturuyor. Toprakları sürekli küçülüyor hem de masa başında.

Bu sırada Rum ve Ermeni azınlıklar çeşitli vaatler ile kandırılıyor. Sürekli silah sevkıyatı ile elleri de kuvvetlendiriliyor. Münferit olaylar ise sistemli, planlı ve organize bir şekilde artarak devam ediyor.

Ülkenin yöneticileri olarak, ne yapardınız? 

Tüm isyan edenleri idam mı ederdiniz, göç mü ettirirdiniz? Osmanlı, göçe zorlamayı tercih etti. Göç için seçtiği bölge ise kendi toprağı olan Suriye idi. ( Tehcir kanunu, Sevk ve İskan kanunu )

O devrin koşulları ile düşünmeye devam edelim. Develer ve diğer binek hayvanları ile Anadolu'nun çeşitli yerlerinden Suriye'ye gidiyorsunuz. ( Tren kullanıldı mı bilmiyorum ). Bu yol 2 saat değil, aylar sürüyor. Yolda iken mevsimler değişiyor. Hava koşulları tam muhalefet, yağmur, rüzgar, soğuk, sıcak ...gibi.

Göç edenler ise her yaştan, cinsten. Genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk, hamile, hasta ... sayın sayabildiğinizi.

Zaten sağlıklı olsanız bile o koşullar dayanılır gibi değil.

Üstüne üstlük yolunuzu kesen haydutlar, haramiler ve hatta "Göç etmeyeceksiniz" diyen Ermeni çeteler de var.

Bu göçü fırsat bilen bunlar ile zulmeden, soyan ordu mensubu kişiler de var. Bunların en ağır biçimde cezalandırıldığı ise kayıtlarda mevcut.

Göçe zorlanan komşularına ağlayan, evini emanet alan, canlarını korumaya çalışanlar da yok mu?

Bu şartlar içinde uygulanan bir zorunlu göç sırasında elbette ölenler olmuştur. Kurunun yanında yaş da yanmıştır. Birbirinden büyük acılar çekilmiştir.

Soykırım - 1

4 Ermeni arkadaş, geçen akşam dernekten çıkmış, Galatasaray’da nargile keyfi yapıyorduk. Laf döndü dolaştı malum konuya geldi. Baktım, herkes aynı husustan dertli: Ermeni asıllı bir Türk ve sade bir T.C. Vatandaşı olarak Dünya’ya ses nasıl duyurulur?

Ünlü bir sanatçı, politikacı veya bir dernek başkanı değilsin ki mikrofon uzatıp röportaj yapsınlar. Gazeteci değilsin ki fikirlerini köşenden dünyaya duyurabilesin.

İyi de, biz bu işten sıkıldık. Bizim yerimize, bilir bilmez herkes konuşuyor.

Bir tarafta “Ermenilere soykırım yapılmıştır" diyenler; diğer yanda “soykırım yoktur” diyenler. Şimdiki moda ise “tarihçilere bırakalım” diyenler.

Soykırım yapılmıştır diyenlere bakıyorum, hepsi ya kindar Ermeni diasporası mensubu veya bunlardan çıkarı olan siyaset erbabı. Yoktur diyenlere bakıyorum, bu konuda derin bir bilgileri yok ama adettir diye reddediyorlar.

Tarihçiler deseniz, neyi ortaya çıkartacaklar, Allah aşkına? Soykırımın belgesi mi olur? Kazara ortaya bir belge çıksa, muhakkak karşı bir de belge çıkar, tartışma sonsuza kadar sürer gider. Gerçeği, benden ve benim gibilerden başkası bilemez. Bizler, hadiseleri birinci ağızdan dinlemiş kişileriz.

Bizler Türk Ermenileri’yiz.

Türk Ermenileri’nin diğer Ermeniler’den çok ciddi bir farkı vardır. Bizler, tehcir sırasında, ya Türkiye’de kalmışların veya tehcir bitiminde Türkiye’ye geri dönmüşlerin torunlarıyız. Bizler tek tip hikaye dinlememişizdir. Oysa Diaspora Ermenisi sadece ölüm hikayesi bilir. Olaylardan sonra geri dönmemiş ve komşularının mahcup yüzlerine tanık olmamıştır. Onlar, bu ölümler için bütün Türk’leri suçlarlar. Olayları sadece soykırım olarak nitelerler.

Türk Ermenisi’nde ise daha bol ve daha değişik hikayeler vardır: Mesela, dedem, Erzincan’daki çiftliklerinden abisinin alınıp götürülüşünü ve onu kurtarmak için başçavuşa bir eşek yükü altın fidye verdiğini anlatırdı. Ne abi dönmüş ne altınlar..

Anneannem, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını yabancı lisan konuşanlar getirmiş.

Büyükbabam, Kayseri’de tüm sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı Yüzbaşı’sı Sinan’ı ağlayarak anlatırdı. Sayesinde o sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş.

Bizler, katliam hikayeleri dinlediğimiz gibi, bir Ermeni arkadaşı tehcire giderken askerin önüne yatan Türk’lerin; veya, yurtlarına geri döndüklerinde onlara tekrar kucak açan Türk komşuların hikayeleri ile de büyüdük.

Onun için “bize sorulsun” diyorum. Kimse bizden daha objektif olamaz.

Bu hadisenin bir uzun anlatımı vardır bir de kısa anlatımı.

Kısası şudur: Tebaanın bir kısmı emperyalist güçlerin gazına gelip ayrılıkçılık yapmıştır. Buna kızan Osmanlı hükumeti bölgede tehcir kararı almıştır. Günün şartlarına göre tehcir ( göç ) zor koşullar altında gerçekleşmiştir. Sürgünler, çoluk çocuk muhtelif şekillerde kırılmış ve kıyıma uğramıştır. Bu kırılma hastalık ve açlık sebebiyledir. Kıyım ise Osmanlı askeri tarafından organize bir şekilde yapılmamıştır. Hastalık dışındaki bu ölümler, münferit olaylardır ve sürgünlerin yanlarında götürdükleri altın paraları gasp etmeyi amaçlayan bölgenin eşkıyaları tarafından yapılmıştır. Başka cephelerde de savaşmakta olan Osmanlı askerinin sürgün esnasındaki cinayet olaylarını önleyecek sayıda ve güçte olup olmadığı da bir tartışma konusudur. Hal bu iken, o bölgede bu olayların cereyan ettiği esnada, ülkenin batı bölgelerinde yaşayan Ermenilerin aynı şekilde bir zulme uğramadığı göz önüne alınırsa, buna bir soykırım denemez.

Pek çok başka kelime söylenebilir; soykırım hariç.

Kaldı ki, söz konusu 1.5 milyon Ermeni sayısı, ölü sayısını değil kayıp sayısını ifade eder. Biz Türk Ermenileri, iyi biliriz ki: Anadolu, bu olaylar esnasında veya sonrasında, Müslüman olmuş Ermenilerle doludur. Bu kişiler, daha sonra serbest olmasına rağmen kendi dinlerine dönmemişler ve geçmişlerini gizledikleri için kayıp hanesine yazılmışlardır. Sözün kısası budur.

Konuşmak gerekirse biz konuşur olayların uzun hikayesini anlatırız. Bu konuda bizlerden daha iyi tarihçi de olmaz. Fransızlara gelince. Onlara da küflü peynir yemek düşer.

Kalın sağlıcakla

*Sevan İnce*
İstanbul, 6 Ekim 2006

Benzeri bir yorumu yıllar önce Ceviz Kabuğu'nda da dinlemiştim. Levon bey "Bizi bize bırakın, Ermenistan Ermenileri kendi adlarına konuşsun. Biz mutluyuz." şeklinde söylemlerde bulunmuştu.